ONUR's profileANDROMEDAPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    January 17

    Hep bir cümlem eksik... (KIRIK CÜMLE) / ALINTI

     
     
    Kırık zamanların,
    Kırık cümlesiyim,
    Parçaları eksik,
    Kelimeleri yitik…

    Parçalanmış yalnızlığın,
    Son ezgisiyim.

    Dudaklardan çıkan acı sözlerin,
    Kulaklardaki yankısıyım…
    İnim inim inleten,
    Ayrılığın adıyım.
    Bende ki sancısıyım,
    Sende ki varlığıyım…

    Yitik kentin,
    Buruk insanıyım.

    Hüznü sırtlamış giden yolcuyum,
    Gönül dergahından…

    Ayaklarımın beni sürüklediği yerde,
    Son notayım bestende…

    En son anın,
    Bir önceki vaktiyim.
    Gözlerdeki yaşların,
    Akmasına neden olan zalimim,
    Adım; aşk, sevda, hüzün, elem...
    Yaralı bir gönlün, yarasıyım belki de…

    Yara almadan,
    Yaralamıyor ki insan…

    Yolların sonundaki bekleyenim,
    Adımlardaki ürkekliğim.
    Yüreklerde yer edinmiş,
    Sevdanın adıyım...

    Senin özünüm,
    Kendimin sözüyüm…

    Ülkemsin bende,
    Gurbetimsin içimde,
    Saklı halan her bir cümlemde,
    Kırık kelimelerimsin.
    Parçalı ve yitik…

    Kırık zamanların,
    Kırık cümlesiyim,
    Parçaları eksik…

    Bende hep bir yanım eksik,
    Hep öz yanım eksik,
    İçimdeki ben,
    Hep sana yenik…

    Kırık gecelerde,
    Kırık hayaller kuruyorum sana dair…
    Bu kırık yürekte,
    Kırık mısralar yazıyorum sana dair…
    Parçalı anlatımların,
    Parçalanmış insanıyım…

    Sana dair yazdığım onca mısrada;
    HEP BİR CÜMLEM EKSİK…
    **eksik kalan cümlelerin, beni bu kadar eksik bırakacağını bilseydim…**

    ALINTIDIR

    http://saklikalanlar.blogcu.com/5449721/



    KİMSE / MURATHAN MUNGAN

     

    Alıntı

    MURATHAN MUNGAN / KİMSE
     
    KİMSE
     
    zamanı yıllarla tartanlar
    yanılırlar
    hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle
    hatta çoğu zaman kendiyle bile
    yaşanır, içini tohuma bırakır
    geçer gider
    geçmez sandıkların bile

    hiçbir geçen tartılmaz kalanla
    neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan
    kimse kimse kimse
    sahi kimse
    ya da hiç kimse
    söylediklerimden çok
    sustuklarım
    seçtiklerimden çok
    reddedilmek için
    ne kadar varsam
    o kadar kimseyim kendime

    güç kötü bir şey
    kaderken de
    kaldıramazken de
    güç kötü bir şey
    güçlüyken de
    güçsüzken de
    kaldığın yerden devam etmenin karanlığı
    benzemiyor hiçbir çaresizliğe
    kimin kaldığı yer var ki dünyada
    kaldım sandığın yer
    bizden geçendir çoğunlukla
    içimizi parçalaya çoğalta
    hâlâ gittiğim sona aceleci adımlarla
    bütün iş birinin dediği gibi,
    yavaşça acele etmek aslında

    ölene kadar yavaşla işte
    ölene kadar yavaşla
    ne başkalaştırırsan o kadarsın
    başkalarının imtihanlarından büyük gelecekler umma

    çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez
    bize biçilmiş döngüye katlanırız yalnızca
    bir bakıma hiçbir yerdeyiz
    bir bakıma yalnızca buradayız
    var oluşumuzun ağırlığı altında ezilirken yapayalnız
    ait olduğunu sandığın bütün grupların içinde yapayalnız
    reddin imkânları sayım kayıpları yoklama kaçakları
    sanma ki hayat bizi bekler başka kıyılarda
    oysa biz buradayız
    halsiz, kanıtsız
    yılların neyi tarttığını bile bilmeden
    kendi gücümüzün altında azala azala

    kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil
    hiçbir adanın almadığı yalnızlarız,
    tamamlanmamış haritasında
    define ve varlık
    geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar
    bir gün birbirini bulmanın umuduyla

    gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek
    kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman
    hayat yanlışlarla kısalır
    başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan
    bir diğeri olarak çıkarız
    gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız
    içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile
    bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir
    bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir
    hep öyle oldu bende
    hep saklı kaldı içimdeki anahtar
    ve hep aynı kilitte kırıldı

    fikirler de zamanla değişir
    kırıldıkları yerde
    kırıldıkları yer her şeyi değiştirir

    zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile
    sonra başka bir başlangıcın kapısında
    aynı korkularla kalakalırız
    daha önce de söylemiştim:
    kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine
    her şiirin gizi başka bir şiirle
    açıklar kendini
    demiştim ya, hep öyle oldu bende
    böyle katlandım kimsesizliğe
    o birini ararken bile biliyordum
    hiç kimse hiç kimse hiç kimse
     
    MURATHAN MUNGAN
     

    AY, DÖNDÜ YÜZÜNÜ

    AY, DÖNDÜ YÜZÜNÜ

    "Ay, döndü yüzünü bir kez daha. Kaç ay dönümü öncesiydi oysa verdigin söz. Bak yine aynı yerdeyim. Arpa boyu bile degil katedilen mesafe. Olmuyor. Beklemekle, sabretmekle olmuyor. Kazanılmıyor özgürlük. Bitmiyor köleligim sahip. Ay dönümü saymakla, mevsim beklemekle bitmiyor."

    Elindeki kalemi kağıdın üzerine atıp, dalgın gözlerini dışarıdaki ağacın artık netliğini kaybetmeye başlayan siluetine dikti Şanzel. Denize yakın klübesinde yalnız yaşayan, her zaman birşeyler bekleyen kadın Şanzel. Yalnızlığın hüznünü gözlerindeki umudun arkasına gizleyen Şanzel.

    Hep geç kalkar sabahları. Geç yatar. Geceleri gündüzlerden daha uzun yaşar. Karanlığın süprizine inanır Şanzel. Ve bekler. Gelmesi gerekeni, olmazsa olmazı bekler.

    Gecenin karanlığının çekilmesine az bir zaman kaldığında Şanzel için uyku yeni başlamıştı. Klubenin kapısı gıcırtıyla açıldı. Tahta döşemeye değen ayak seslerinden sonra aynı gıcırtıyla kapandı. Ürkek atılan birkaç adım ve derin bir nefes alışın sesi duyuldu. Şanzel yatağında döndü. Düşünde yüreğinin sesini duyuyordu. Avucunda taşıdığını gördü yüreğini. "bekle" diyordu yüreği. "Bekle Şanzel..." Ürkek adımların sahibi genç adam masanın başına oturdu. Başını dayadı kollarına ve gözkapakları indi yavaşça.

    Ay dedenin gece nöbeti sona erdi nihayet. Yerküre dönmeye devam ederken, saniyeler büyüyüp dakika, dakikalar birikip saat olurken, aydedenin nöbeti sona erdi nihayet. Artık yerini güneşin aydınlığına bırakmakta. İnsanların uykulu gözlerle tek tük sokaklara dökülmeye başladığı o saatler...Gündüzün cesareti yerini akşamın korkusuna bırakana kadar kimbilir neler görecekti. Kim bilebililir?

    Güneşin ışıkları Şanzel'in yatağına varmıştı çoktan. Uyandığını farketmesi yetmedi gözlerini açmasına. Devam etti uyumaya...

    Adam başını masadan kaldırdı. Etrafa baktı. Ayağa kalktı. (bacakları kendisine ait değilmiş gibi..) Dışarı çıktı. Daha emin tekrar girdi içeriye. Şanzel'in yattığı odanın kapısına yöneldi. Şanzel uyuyordu. Adam yatağın yanında durdu, gözlerini Şanzel'e dikti. (dalgın gözlerini)

    Güneş ufuk çizgisinden uzaklaşalı çok oldu. Artık Şanzel için bile sabah oldu. Gözlerini açtı. Yorganı itip, kollarını çıkarttı. Başını yana çevirdi. Dondu. Gözbebekleri sabit bir noktada. Dondu. Hiç bağırmadı. Kıpırdamadı bile. Adam birkaç adım geriye gitti. Sonra odadan çıktı. Şanzel kıpırdamadı. Öylece kaldı. Kaldı... sonra bunun gerçek olmadığına inandırmaya çalıştı kendini. Uykunun, belki hatırmadığı bir rüyanın etkisiydi. Hayaldi. Derin nefes aldı. Taze oksijen doldurdu içine sabahın serinliğiyle birlik. Yataktan kalktı. Sabahlığını giydi. Kalbi hala kendini hissettirmek istercesine atıyordu. Hayal ve gerçek olanı ayırdedemiyordu ki! Dışarı çıktı Şanzel.

    "HAYIR!"

    Masasında oturan adam gerçekti. Yüreği yanılmamıştı. Şanzel kendini kandırmış, yüreği kendini ispatlamıştı şimdi. Olduğu yerde kaldı. Hızlı hızlı solumaya başladı. Yetmiyordu sanki aldığı oksijen ciğerlerine. Kim olduğunu sordu Şanzel ve NE istediğini. Adam gözlerini Şanzel'e dikmişti. Yalnızca başını salladı iki yana. " Git buradan, LÜTFEN, rahat bırak, git" diyebildi Şanzel nefesinin yettiği kadar güçlü bir sesle...(cılız bir sesle...) Masanın üstünde duran bıçağı aldı adam eline. Şanzel'in gözleri kocamandı. Adam tahta masanın üzerine hafifçe birşeyler çizdi. Bıçağı oraya bıraktı ve geri çekildi. Şanzel gözlerini adamdan ayırmadan masaya yaklaştı. Yavaşça, ürkekçe yaklaştı. "fibredon" yazıyordu orada. "Ne demek bu" diye sordu Şanzel. Adam kendini gösterdi. "senin adın?" . Başını salladı adam. "sen konuşamıyor musun?" . Gözleriyle onayladı adam. Masaya yaklaşırken , Şanzel geri çekildi. Adam "korkma" der gibiydi.

    Bir kalem, bir kağıt verdi ona Şanzel. Sonra masanın kenerına oturdu. "yaz" dedi. "kimsin sen?"

    Güneş ufuk çizgisinden aşağı kaymaya başladığında hala oturuyorlardı. Şanzel artık bu adamdan korkmuyordu. Orada olmasından huzur duyuyordu. Varlığından hoşlanıyordu onun. Gitmemesini istediğini farketti. Yüreklerinin yakın olduğunu hissetmişti.( "önümde duran belirsiz, bulanık, yorgun bir gelecek ve geride durmadan biriken yapayalnız yasanmıs, sözcüklere, çogu zaman bir çift göze hasret yasanmıs yüzlerce gün. Hiç yazmasan da duyarım seni Fibredon. )

    Hava karardığında ve karanlığın büyüsü etrafa dolmaya başladığında gözleri yüreklerini görebiliyordu artık. Korku, yerini inanca bırakmıştı. Şanzel ona düşlerini anlattı. Hayallerinden bahsetti. Fibredon onu anlıyordu. Aslında herşeyi biliyordu. Şanzel onun eksik parçasıydı, o da Şanzel'in.

    Güneşin ışıkları ilk kez bu kadar çabuk geri döndü. Şanzel ilk kez uyumak zorunda hissetmedi kendini. İlk kez güneşin doğuşundan mutluluk duydu. İlk kez gördü güneşin doğarken çizgiği resmi. "gel hadi" dedi Fibredon'a. Dışarı çıktılar. Şanzel yalniz olmamanın güzelliğini tadıyordu.

    Fibedon Şanzel'e baktı. Gülümsedi. İçeri girdi, birşeyler yazdığı kağıdı Şanzel'in avucuna bıraktı. Denize baktı sonra. Uzaktaki gemi siluetini gösterdi, belki de ufukta uçan kuşu... anlamadı Şanzel. Parmaklarını dudaklarına değdirdi Fibredon, sonra Şanzel'e uzattı. Taa gözlerinin içine, gözbebeklerinin de gerisine baktı. Sonra...

    Sonra, arkasını dönüp yürüdü Fibredon. "dur!" dedi Şanzel. "ne oldu, nereye? Lütfen Fibredon, burada kal. Benimle. Fibredon gitme!". Arkasına bakmadı Fibredon. Şanzel'in gözlerindeki yaşı görmedi. (biliyordu) kaybolana kadar izledi onu Şanzel. Sonra olduğu yere oturdu. Avucundaki kağıdı farketti bir zaman sonra.(belki birkaç saniyeydi geçen..bilinmez) Açtı. "Bekle Sanzel. Birgün. Mutlaka." Gülümsedi. Fibredon'un artık görünmediği yöne doğru tekrar baktı. Klübeye girdi. Bekledi.

    ...Ay, döndü yüzünü. Birkez daha...

    ALINTIDIR / Müge Kaynak


    OYSA SADECE...

     
    Gözlerimi açtığımda seni görmüştüm. Vakit geceydi ve sen,benim "ay"ım, gökyüzünde parlıyordun tüm ihtişamınla.
     
    OYSA SADECE...........