ONUR's profileANDROMEDAPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    December 04

    Ecce Homo / NİETZSCHE

    ECCE HOMO 
     
    Evet, biliyorum nereden geldiğimi
    Daim aç bir alev gibi
    Yakıp tüketirim kendimi
    Işığa döner anladığım herşey
    Geride bıraktığım ne varsa kül
    Ateş benmişim demek ki

    Friedrich NİETZSCHE

    YALNIZ / Nietzsche

     
     

    YALNIZ

    Haykırışan kargalar
    Darmadağın uçuşuyor kente doğru.
    Neredeyse yağacak kar
    Yeri yurdu olana ne mutlu!

    Donmuş kalakaldın,
    Hanidir gözlerin arkada!
    Boşuna kaçışın, ey çılgın,
    Kıştan uzaklara!

    Dilsiz ve soğuktur binlerce çöle
    Açılan bir kapıdır dünya!
    İnsan senin yitirdiğini yitirse
    Bir yerlerde duramaz bir daha!

    Sen şimdi solgun, sarı
    Kış gurbetlerine lânetli,
    Hep soğuk gök katlarını
    Arayan bir duman gibi.

    Uç git, kuş, söyle ezgini
    Issız çöl kuşlarının sesiyle!
    Göm, gizle, ey çılgın, kanayan kalbini
    Buzların, alayların içine!

    Haykırışan kargalar
    Uçuşuyor kentten yana, dağınık;
    Neredeyse yağacak kar
    Yeri yurdu olmayana çok yazık!

    F. Nietzsche
    (çev. Behçet Necatigil)

     

    Nietzsche

    Yalnız Kalan Kadınlığım / Aleyna Fatma Erdem

     

    Yalnız Kalan Kadınlığım...

    Artık koca bir kadınım, üzerime giydiğim günleri, uykumdan uyandığımda yalancılığımla övünüyorum, galiba bu hayatta verebileceğim tek şeyim dürüstlüğüm, kucağına oturup bana hikâyeler anlatan babamdan yadigâr... Yalancı olan sadece gözlerim ve ben o yalancılığı benim sandığım diğer yanımdan öğrendim.

     

    Tanrı kaç çeşit insan yaratır? Ve kaç çeşit insanın ruhu ruhuma değer?

    Çocukluğumu özlüyorum, bir bebek için saatlerce ağladığım o gözyaşları, saçma sapan kurduğum cümlelere cevap beklerken aslında ben en çok babamın kucağına oturmayı sevdim sonra da bebeklerimi...
    Böyle bir şey değil miydi hayat? Ruhuma kurulup sonra da bebeklerimi çalıp gitmiyor muydu benden...

    Küçüklüğüme dair hiç bir kalıntı yok bu bünyede, ellerim ojeli, gözlerim yalancı baharları saklıyor...
    Zaman beni kirletti. Ellerime bulaştırdım tüm çamurları, akıttığım mavililikleri.
    Mevsimlere dair bir tek sonbaharı öğrenebilmişim, meğer ben ne çok şeyi atlamışım, silik silik zamanları önüme dizip kendimden korkup kaçmışım...
    Çocukluğum unutuldu gitti, kadınlığımla baş başayım.

    Yediğim tokattı uyanmama sebep olan!
    Hayatıma aldığım kaç erkek oldu? Kaçını uykumdan bile daha çok sevdim? Kaçının arkasından ağladım, kaçı için tırnaklarımı kanattım? Üç beş yedi on...

    Kandırma kendini artık!

    Artık koca bir kadınım, üzerime giydiğim günleri, uykumdan uyandığımda yalancılığımla övünüyorum, galiba bu hayatta verebileceğim tek şeyim dürüstlüğüm, kucağına oturup bana hikâyeler anlatan babamdan yadigâr...
    Yalancı olan sadece gözlerim ve ben o yalancılığı benim sandığım diğer yanımdan öğrendim.

    Bu sabah uyandığımda dar koridorlu, beyaz panjurlu evde yoktum, büyüdüğüm evimden çok uzaklarda olduğumu ve artık benliğimin ne kadar değişip başka bir insan olduğumu anladım, oysa gördüğüm rüyalar güzeldi, kıyamet değildi uyanışlarıma, gözlerim bir eksik uyandı bugün ve yüzümdeki gülüşlerimin eksildiğini fark ettim! Oysa beni güzel yapan gülücüklerim değil miydi? Uzaklardan gülücüklerime ağlayan olmadı mı hiç?
    Yazdığım tümceleri yıllar sonra açıp okumaya başladım.

    İntihar koktu her yer, perdeler uçuştu, duvarlar sanki beni suçlar gibiydi başımı döndürüyordu. Aptal bir doğrunun peşinden koştuğumu ve doğru bildiğim yanlışların sayısını sayamıyorum çünkü saymayı bilmiyor dudaklarım üzgünüm.
    Tanrının meleği olmayı diledim şimdi, beyaz kanatlarıma kan sıçramasın dedim
    Yüzüm yoktu ki…

    Geriye dönsem bin azar kalsam bin kahır!

    Bu şehir midemi bulandırıyor artık, içinde daha da küçülüyorum, savunmasız kalıyorum çünkü kanatlarım yok Tanrının meleği değilim.

    İnsan kaç farklı maske takar yüzüne? Kaçını kötülük için kullanır?

    Bunca yıldır gidenleri hiç sevmedim, hep düşman oldum ardından, yüzüne kapıları çarpıp küstüm. Verdiğim en büyük ceza yüzümü göstermemekti, hiç bir yalvarışa kin akmadım...
    Tertemiz insanları önüme dizdim, geceyi siyahtan ayıran ve tüm bu kıyametlere sebep olan ruhu getirin bana dedim, hayattan daha kötü davranacaktım, ellerimle susturacaktım o’nu, zorlada olsa dinletecektim o'na kendimi...

    Meğer çırpınmak boşaymış, zaman kahpeymiş, iyilik kalmamış dudaklarda, bilindik şeyleri silmek kolaymış başka ruhlarda, ruhunu dokundurmak adet olmuş milletimizde, şeref kalmamış büyüklerimizde, bilindik tüm sözler, delinin ağzından çıkan cümle olmuş...

    Yâr gitmiş...
    Giderken siyah gömlek bırakmış yalnızlığıma.
    Ölüme karışmış.

    Şimdi öksüz ve yetimliğimle sildiğim onca tümcelerin, bir kopyası daha olabilme ihtimalini arıyorum, bulamıyorum! Ve bir daha duyamayacağım o sesleri koynuma alıp yüreğimin en derin yerinde saklıyorum…


    O küçüklüğümde kalan babamı ve ruhumu ruhuna değdiren, diğer yanım olan
    Siyah gömlekli adamı özlüyorum.

     

    Alıntıdır

    Aleyna Fatma Erdem