ONUR's profileANDROMEDAPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    March 08

    BURCU İNCESU / aLINTIDIR

    Üç Damla Yaş İle Ölen Adam


    Kapatırken gözlerini ölüme sessiz ve kabullenmiş üç
    damla yaş indi tenden toprağa.Toprakta üç damla, üç
    ayak izi geçmişini yalana kaptırmış adamdan arta
    kalan.Yaptığı hiçbirşeyden sorumlu tutamazdı hayat onu
    çünkü yok saymıştı doğduğu ilk gün gözlerini.
    Sığınacak masallar aradı durdu masal anlatacak yaşa
    gelene kadar, kendi masalını yazmaya kalktı sonunu
    bilmeden bu cüretinin. İki masal yazdı biri ,hüsran
    biri ölümle biten... Hüsrana adını, ölüme karanlığını
    verdi. Karanlık gecelerde hep aynı soruyu sordu nerede
    yapmıştı ilk hatayı, ilk yalanı kime söylemişti
    kendine mi kendini kaybettiği ceylanın gözlerine mi?
    İlk vuruluşu, ilk vuruşu nasıl olmuştu?..
    Küçük bir çocuk gözlerini yatırınca uzaklara
    ağzından her döküldüğünde ismi, yüreğinin bir
    yerindebir kanama başlardı. Nedendir bu kan kaybı
    bulamadı, o sadece kanadı...Ne yarasını aradı ne
    sardı.O hep
    kanadı ve kanattı. Artık hayatın göğsünde eczasız bir
    yaraydı....
    Hiç bir şehirden hiçbir evden ardına bakmadan çıkıp
    gidemedi hep esir kaldı hep esir etti ardında
    barakamadıklarını kendine. Kendince ağladı kendince
    güldü .
    Hayatın içinde yoksayılmış, itilmiş ve hatta
    kendini
    varlığın dışına itmiş biri olarak vazgeçmedi
    yalanından, yaşıyorum sandı oysa sessizce yummuştu
    gözlerini ardında üç damla gözyaşı bırakarak .
    Ardından kimse ağlamadı çünkü kimse farketmedi
    yokluğunu.....
    Hep eski bir fotoğrafın cansız griliğinden baktı
    gözleri, elleri hep kimsesiz ve çaresiz kaldı
    kalabalıklar arasında. Dudaklarındaki kiri silemedi
    hiçbir su, hiç bir mendil, hiç bir gül yanaklı bebe,
    karardıkça karardı bahtı gibi dudakları. Oysa
    ötelerden hep uzandı ona susuz çiçeğin narin ve hasta
    boynu, her çağırmasında adını uzandı kapandı üzerine
    , korurum sandı onu ondan, uzaktanda olsa anlarım
    sandı, bilmedi onun her çağrışının boynuna inen bir
    bıçak olduğunu . Boynu vuruldu, o vuranına
    vurgundu...Ne güneşi görüyordu gözleri ne teni bir
    damla suyu, varsa bıçağı varsa
    vurulmuşluğu....Aldandı,aldandıkça ve aldatıldıkça
    adandı....
    Üç damla ile kendini hiçe veren adam ... Dudakların
    sana küsmekte gözlerinde bir ölünün son nefesi
    nedendir hala kendini altdatmaların. Nedendir ne
    içindir bunca kirin pasın....Bıçağına vurgun çiçeğin
    kanında arın.Arınki yarının olsun, gülsün gülünün
    gözleri, cennet bahçesinde gül olsun...Arın ki
    yaşamayanların yaşasın yaşatılsın...Çiçek tomurcuğa dursun....

    Burcu İncesu

    SINEM SEMERCI / Alıntıdır


    Biz Geç Kalmış Yaşamlara Açtık Gözlerimizi

    CÜMLELERİN ADINDA GİZLENEN,AYRINTISI UFAK HAYATLARA…

    Gidişlerimiz,dönüşlerimiz ve sonu hiç gelmeyen yollarda geçen kırgın zamanlarımız oldu bizim.Gençliğimiz bir kanadı kırık o zavallı kuşa yardım ederek geçti. Biz bir kuşa verirken tüm şefkatimizi içimizdeki tüm kuşlar uçtu gitti…


    Gidişlerimiz,dönüşlerimiz ve sonu hiç gelmeyen yollarda geçen kırgın zamanlarımız oldu bizim.Gençliğimiz bir kanadı kırık o zavallı kuşa yardım ederek geçti.Biz bir kuşa verirken tüm şefkatimizi içimizdeki tüm kuşlar uçtu gitti…

    Hangimiz giderken,ardında bıraktıklarına ağlamadan baktık,içimizde büyüyen aşkı yaban bir hırs uğruna hiç düşünmeden bir kenara bıraktık.Korkulara esir olmak, tutkulara esir olmaktan hep daha öne geçmedi mi?
    Gençliğimize ördüğümüz duvarları hep bir yanımızın bilinmeyen bir zamanda yıka2637429lget4.jpgcağını düşündük.Vakit geçecek,biz büyük insanlar olarak büyük bakacaktık diğer insanlara.Yanılgılarımız bir tecrübe,geçen zaman rahat bir yaşam için gidilen yolun kuşbakışı çizilmiş bir haritası olacaktı.Aynada yüzümüze bakan kişi omuzları dik,kaşları çatık ve bilen gözlerle izlerken bizi içimizde büyüyen gururun yakıcı rengi, yüzümüze daha bir güven verecekti.Kazanmalıydık,büyük yarışlarda büyük madalyalar takılmalıydı boyunlarımıza ya da en önde biz olmalıydık -saçmalığını çok sonra anlayacağımız- o anlamsız zamanlarda,koşmalıydık daha hızlı olmalıydık ve daha hızlı tüketmeliydik hayatın içimize verdiği hayat kaygısını.İyi bir yaşam uğruna düşlerimizi saklamalıydık mesela,çünki gidecek daha çok uzun yolumuz vardı bizim ve ardımızda bıraktığımız kanadı kırık bir kuş…
    Gidişlerimiz ve dönüşlerimiz.Geçen zaman hızla alırken gözlerimizdeki masumluğu ve aynı hızla değişirken biz,kaç kez dönüp baktık ardımıza.Kaygı denen kemirgen geceler boyu ufak ufak yok ederken hayallerimizi uykularımızın bölündüğü oldu mu hiç?
    Olmadı…
    Biz aynada büyüyen gururumuzu izlerken bizi izleyen gerçek yüzümüz hergün biraz daha küstü bize bu terk edişin çok sonraki bir zamanda canımızı yakacağını bile bile gitti.Gözlerimizi bürüyen o rengi kırmızı hırs zamanla pişmanlığa verirken kendini yaşanamayanlar ardımızda bıraktıklarımız ve yüzünde kırışıklık,saçlarında beyaz olmayan gençliğimiz çok önce dediğimiz zamanlarda kaldı.Artık çok geç diye fısıldadığımız o asıl yüzümüz ve herşey.Her şey için çok geç.
    Sonu mutlu biten hikayelere inanma yaşımızın çoktan geçtiğini anladığımızda,bedenimizin o sol yanındaki ağrıyı duyduk her birimiz.Çabaladığımız bu hayatın hafife aldığımız insanlarınki gibi sonlanacağını anladığımızda yürüdüğümüz yolda dondu adımlarımız ve öylece kalakaldık.Yalnızlık adı verilen o kara boşlukta diz üstü çökmüş,elleri gözlerinden akan yaşları silen bir ruhu bulduk karşımızda inanmak istemediğimiz bir geçmiş öyküsünün en baş kahramanı olarak yazıldı adımız pişmanlığın başına.
    O geceler boyu başında beklediğimiz,acıdığımız ve şefkatimizin tek sahibi olduğunu anladığımız, kanadı kırık kuşun aslında kendi yüreğimizden başka bir şey olmadığını çok sonra anladı ruhumuz.İçine düştüğümüz o karanlıkta keşkeler çaldı demir parmaklıklı kapıyı “keşke” dedi içimizin küçük çocuğu “keşke bıraksaydın da diğer kuşlarla beraber kırık olan yerlerini iyileştirebilseydi yüreğin”
    Uzun bir rüyanın sonu olduğunu anladığımıza.Gözlerimizi açtık içimizde kapanması imkansız yaraların sızısını duyduk ve yine sustuk.Bu kez o duymazlıktan geldiğiniz ses çığlık çığlık büyüdü gecemizde.Hayatımızın bulutları aralandığında aynadaki yüzümüz çökmüş,ağlamaklı o terk eden bize döndü ansızın, tüm kırgınlığını unuttu titreyen ellerimizi tuttu.Geç kalınmış tüm zamanlar adına omzumuza yasladı yaşanmışlığı sonra ağladı, ağladı…


    SİNEM SEMERCİ