ONUR's profileANDROMEDAPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    May 27

    ESKİ RENGİMİ VER BANA /BİNNUR EDİSAN

    ESKİ RENGİMİ VER BANA 
    Sessizliğin arasına sıkışmış çığlıklarımla başa çıkmayı öğrendim
    Umutsuz başlayan günlere umudu yükleyerek veda etmeyi denedim ve başardım.
     
     Tüm dalları kırılan aşk ağacımın kuruyan gövdesine göz yaşlarımı akıtıp, son vazifemi yerine getirdim.Acılar da durak bilirmiş hüzün gözlüm.Sen de ruhumdan kayıp gidermişsin demek ki.Kötü dilekler dökülmüyor dudaklarımdan sana dair ama teşekkür etmek de içimden gelmiyor anla beni.
     ‘Bana çektirdiklerin’ başlıklı bir liste yapsam, Ankara dan Fizan a kadar uzar sanırım.Kabalık olmayacaksa eğer, eski rengim sende kaldı; geri istiyorum! Pembeyle mavi arası, umut dolu bir renkti hatırladığım kadarıyla...Siyahtan uzak, griyle kavgalı, beyaza sevdalı..O rengi taşımasını bilseydin, sende kalmasına izin verirdim ama sen, hiç bir şeyi omuzlarına yükleyemezsin ki! Kocaman bir  yürek vermiştim zamanında, avuç içlerine koruyup sakınasın diye.Oysa sen avuçlarının arasında sıkıp hırpalamayı tercih ettin.Şaşkınlıklarım buraya kadarmış üzgünüm. Ölümlerden beter, zehirden etkili, kurşundan hızlı ve cellattan acımasızdın.Şimdi ne diyebilirim ki senin kadar vefasız biri için?
    ‘Hayatımda bir kadın var.Ama Adı yok..Ama Adı kadar esrarengiz adı kadar ölesiye bir kadın Ve adı kadar yarım hayatımda...Dudakların geldi aklıma, bilirim memede çocuklar gibi kokar...Ben saçlarının ardına sakladığı kulak memelerine gizledim bildiğim tüm rüzgarları....’diye yazdığın bir not aklıma geldi de..Kimi kandırdın acaba? Hayatında yarım kalmışlığıyla bile avunabilen beni mi?
    Aylarca bir maske figürünün ardına saklamaya çalıştığın yüzünü düşündükçe ben utanıyorum.Yağmur, hak eden sevdalıların sıkıca birbirlerine sarılmış bedenlerine yağıyor. Bizden geçti farkında mısın? Hiçbir doğa olayı bizi seçmez artık bunu biliyorum.Tek başına yaşadığın bir zaferin daha var hüzün gözlüm.Övünebilirsin!
      Bir kış sabahı rastlamıştım sana..Günlerden Pazardı..Yıllar sonra yine bir Pazar günü, sana sesleniyor ellerim; tesadüfe bak! Bilirsin daha çok ellerimi konuştururum ben, yazdıkça rahatlarım.Cevaplayamayacağın hiçbir soruyu sormadım sana; yormak istemedim.Sen bunu da yanlış anlamışsındır Allah bilir. Nasıl oluyor da, varlığı yokluğundan kısa süren birini böylesi  onurla yanı başımdan ayırmamışım ve nasıl oluyor da, hayatına giren diğer kadınlar gibi sana lanetler okumuyorum değil mi? Bazı şeyler bir anda anlam kazanıp, bir anda anlamını  yitirmez ki.
     Kendinle övündüğün bir çok yönünü hatırlıyorum da, hiç biri en son konuşmamızda ki kadar iddialı değildi. ‘Ben kadınların yüreğini kabzederim..’demiştin. Tekeline aldığın ve saçma sapan bahanelerle terk ettiğin yıkık kalpleri, fanusunun dışında, korunaklı bir köşede mi saklıyorsun merak ediyorum! Zaafların uğruna vazgeçtiğin değerlerin bedelini nasıl ödeyeceksin?
     Ben, sana rağmen, kendimi neşelendirip, ömrümün her yudumunu kana kana içmeye gidiyorum. Yüreğimi temizledim kirli saadet numaralarından.
    May 21

    ANLATIYOR GİBİYİM/BİNNUR EDİSAN

    ANLATIYOR GİBİYİM
     
     
    İclâl Aydın ‘Oysa ne çok şey anlatıyor gibiyim’ başlıklı yazısında ‘ Neden zaaflarıma yeniliyordum, neden tersini söylediğim halde olumsuz olanı barındırıyordum içimde, neden cesur olamıyordum kendi yaşamıma karşı, neden almam gereken acil kararları sürekli erteliyordum, neden kendimden uzaklaşıyordum?’ diye soruyordu kendine… Yatarak okuduğum yazıyı, masa başına geçerek okumaya devam ettim.

    Bu soruların cevabını bulmaktan ziyade yazının devamını okumak istedim önce. ‘Neden beni yaralamak isteyenlere daha çok açıyordum sinemi?’ sorusunda irkildim.’Daha çok mutlu olmak için onlarca sebebim varken ben neden hesabını bitiremiyordum iç burukluğumun?’ satırının altını çizdim ve düşündüm.

    Bitmeyen ve dinmeyen iç burukluğunun sebebi yaralanmış olmak değil midir? Acaba yaralayana olan zaafımdan mı yoksa acıya olan merakımdan mı yenilip tükendiğimi ilan etmiştim?

    Okumaya devam ettim…

    Yazının en can alıcı paragrafı :

    ‘Çünkü biliyorum ki öfke geçiyor. Bambaşka hallere bürünüyor duygular.Bir zamanlar uğruna ölürüm sandığın kişiler, olaylar, önemler, utançlar başka bir şeye dönüşüyor…Unutmak üzerine kurulu insan sistemi.Biraz susabilmeyi öğrenmek gerektiğini anladım.Kelimeler çok keskin, çok acıtıcıdır ve kan döker.Bense beni şaşırtacak kadar dövüşçü olup ortalığı kan gölüne çevirebilirim.Ucundan kıyısından ağzımdan çıkanların tesirini gördüğümden bu yana bunu çok tercih etmiyorum.Susulmuş, söylenmemiş çok şeyim var ömrüm boyunca.Oysa ne çok anlatıyor gibiyim…Her zaman frene bastım. Giderek daha çok basıyorum ve daha çok yoruluyorum.Arkamda yaralı bırakmak istemiyorum.Çünkü biliyorum yaralı insan tehlikelidir.’

    Yazı bitince benim için artık hiç bir anlamı olmayanları düşündüm...

    Öfkem geçeli epey zaman oldu. Bir zamanlar adına ille de aşk dediğim duygu bambaşka bir hale bürünürken içimdeki utançla önem yer değiştirmişti bile . Keskin kelimelerle kan dökmek yerine susmayı tercih etmemin bir nedeni vardı elbette…Ardımda yaralı bırakmak istemedim ilk defa.Tehlikesinden korktuğum için değil ilk kez böylesi yaralandığım için belki de.Oysa aylardır ne çok konuşuyor ve ne çok anlatıyor gibiydim söylenmemiş onca sözü üç noktayla saklamaya çalışırken…Frene basmanın ne kadar zor olduğunu ve yorulduğumu çok iyi biliyorum ama hiç pişman değilim. İnsan sisteminin unutmak üzerine kurulu olduğunuysa kabul ettim.

    Şimdi hayata dair yine dimdik ayakta kalma, kan dökmeden ve can yakmadan yeniden başlama zamanı… Guguk Kuşu romanında şöyle bir pasaj vardı ‘Ben yaşarsam gerçekleri yaşarım eğer yaşamıyorsam ya da yaşanmıyorsa benim atlarım aç değil kimsenin samanını yemezler; ben sılama dönüyorum…’

    Yani benim de atlarım aç değil ve kimsenin samanını yemeye asla tenezzül etmezler:)))))))


    BİNNUR EDİSAN

    HAFIZA KAYBI/BİNNUR EDİSAN

    HAFIZA KAYBI
     
     
    Hayatımın bazı karelerini silmek ister miydim?
    Hiç yaşanmamış varsaymaktan, amiyane tabiriyle salla gitsin, mantığından
    öte bir şey dediğim.Kendi özel alanımızda aslında var olmuş bir kimliği sanki hiç tanımamış hatta daha önce hiç görmemiş gibi …

    Silebilmek elimde olsa kimler olurdu o listede acaba? Hafızamın kıvrımlarındaki hangi dosyayı çağırdığımda ‘hata’ sinyalini almak isterdim mesela…Düşündüm de ne kadar ürkütücü! Hiç istemezdim. Sahip olduğu her şeye benim kadar heyecanla bağlı biri için sahiden çok ürkütücü.

    Yüreğimdeki yangının karşısına geçip bir sigara yaktığım ve efkarlanarak geçmişimin cayır cayır yanışını izlediğim o zamanlarda bile -her şeye rağmen- hiç bir anıyı silmek istemedim.

    'Şöyle korunaklı bir sığınağım olsa, o sığınaktan dışarıya hiç çıkmasam, çok uzun bir süre yalnız kalsam, hiç bir şey duymasam, hiç kimseden haber almasam, ama herkes sağ salim olsa... ' dediğim oldu elbette. Kimsenin bana acımasına fırsat tanımadan gitmeyi istemiştim evet ama unutmayı, yok saymayı değil...

    Küçüklüğümde oyun oynarken yere düşüp dizlerim, avuç içlerim yara bere içinde kaldığında da hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkar oyuna devam ederdim.Arkadaşlarım acıyarak bana baktıklarında ‘acımadı ki’ derdim ısrarla.Acırdı oysa zırıl zırıl ağlamamı gerektirecek kadar acırdı hem de...O yaşlarda, yere düştüğüm an yanıma koşup dizimdeki yaraya üfledi diye terk etmiştim ilk aşkımı.Bir daha beni çağırmak için zilimize basma; çünkü seninle oynamayacağım artık! demiştim öfkeyle; merdivenlerden çıkarken ağlamıştım 'acıdı bana eşek!' diye diye…Büyüyünce de acıyan yanlarımı hep sakladım ben. Hiçbir zaman yüzümdeki o mağrur ifade silinsin istemedim. İçine atmak, denilen oyunu nedense en iyi oynayan hep bendim! Aşklarım oldu, kırgınlıklarım oldu, artık bunu kaldıramaz, diye düşünülen vedalarım oldu ama hep acımadı kiii, dedim.

    Şimdi açıkça söylüyorum: Acıdı ve hep acımıştı!

    Not: Aylar önce yazdığım ama bir süre yayında kaldıktan sonra sildiğim bir yazı ... Aslında boşluksuz yazılardan biri olarak kalsın istiyordum; ama bazı satırları değiştirsem de içeriğinden vazgeçemedim...

    Umarım hafıza kaybına uğramayı hiç istemeyiz...

    BİNNUR EDİSAN