ONUR's profileANDROMEDAPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    May 31

    Tükeniyorum Rabbim / ALINTIDIR

     
     
     
    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم



    Tükeniyorum Rabbim! Yalnız kaldığımı düşünüp, varlığının her an, her noktada tezâhür ettiğini, beni devamlı koruyup gözettiğini, gönlümden geçenlere dahî cevap verdiğini unuttuğum zaman, “Rabbim” demeyi unuttuğum an tükeniyorum!

    Diriliyorum Rabbim! Sana yaslandığım, Sana güvendiğim, Sen’inle başlayıp, Sen’inle devam ettiğim, tüm işlerimi Sana havâle ettiğim an!

    “Ne güzel Dost’sun” dediğim zaman diriliyorum.

    Tükeniyorum Rabbim! Tüm sevdiklerimden; anne-babamdan, cânandan, ten kafesindeki cândan daha yakın olduğunu bilerek, ellerimi Sana açmayı, Sen’den netice, Sen’den çâre beklemeyi unuttuğum zaman!

    “Bu dertler neden bana?” dediğim an tükeniyorum.

    Diriliyorum Rabbim! Havayı soluyup Sen’inle dolduğum, gözümü açtığımda Sen’i bulduğum, en sağlıklı irtibatı Sen’inle kurduğum, tüm dünya bana küsse de Sen’in dostluğunu ümid ettiğim an! “Kahrın da hoş , lütfun da hoş” dediğim zaman diriliyorum.

    Tükeniyorum Rabbim! Hayat enkâzı altında kaldığımda, çekiç misâli zaman beynime vurduğunda... Hayal, ideal diye, küçük hedefler peşinde koştuğumda... Dünya meşgalesine dalıp, bir cenneti, bir azabı, bir de ölümü unuttuğumda...

    “Beni affet” demeyi azalttığımda tükeniyorum.

    Diriliyorum Rabbim! Yandığımda Sen’inle söndüğüm, Seni hatırlayıp rûhumu güldürdüğüm, O sırlı gücünden kuvvet aldığım, Sen’inle yürüdüğüm, dua ederek Sen’inle konuştuğumda... İçimdeki tüm ırmaklar sana kavuştuğunda... Ruhum kitabın ve secdenle buluştuğunda… “Ya Rab, bırakma ellerimi” dediğimde diriliyorum. Yeniden cânlanıyor, cânıma cân katıyorum! Cânımda Sen’i buluyorum! Sen’inle huzur doluyorum!

    Dirilişlerim, dostluğunun tercümesidir. Sen’i yâr bilişimin, yoluna serdâr oluşumun, sözlerinle hemhâl oluşumun işâretidir. Dirilişlerim, sana açılan tüm kapıların anahtarıdır... O kapılar önünde gösterebileceğim en güzel beraattır. Dirilişlerim, tüm yangınlardan firar edişim, sonu olmayan bir tebessümdür! Ruhumun ebedî dosta, yegâne vuslata ilerleyişidir. “La ilâhe illallâh”, Sen’den başka yok ilâh diyerek, kendimi Sana emânet edişimdir.

    Durdur tükenişimi. Kabul buyur dostluğuna. Dirilt beni Rabbim!..




    May 07

    AYNA / Aslıhan Aliyazıcıoğlu

    AYNA

    Gizli yüzlerin arasında

    Saklamayı beceremediğim

    Aynalarım var

    Tutarım

    Kamaşır kalbiniz

    Nerdedir

    Derinliklerde çıkarmaya üşendiğiniz merhametiniz

    Deliyim ben

    Çıkar tanımaz özgüvenle yıkarım üzerinize duvarları

    Ezilirsiniz

    Yok ediciniz olurum vicdanız da

    Silerim yalın olmayan hallerinizi

    Anlamazsınız ne olduğunu

    Kustuklarımdan hangisinin içinize dolduğunu

    Seçemezsiniz

    Algı yoksunluğu içinde

    Utanmazsınız

    Yüzünü güneşin bile  parlatamadığı sokak çocuğuna

    Yaklaşmazsınız

    Yolunuzu değiştirirken üzerinize sıçrayan çamuru

    Görmezlikten gelirsiniz

    Kirli ruhunuzda

    Karşılığı olmayan sözcükler biriktirirsiniz

    Adressiz gülüşmeler gönderirsiniz, bana yansımayan

    Ben sizden değilim

    İçinizde varlığımı barındırırken

    Gönül alemim tel örgülerle çevrili

    İçeri giremezsiniz..

    Gizli yüzleriniz için saklamayı beceremediğim aynalarım var

    Tutarım yüzünüze

    Kamaşır gözleriniz…


    ALINTIDIR




    SENDEN SONRA/Aslıhan Aliyazıcıoğlu


    SENDEN SONRA

    Yanılgım en büyük yanılgım

    Cam kırıkları üzerinde yaşadığım aşk tufanım

    Yeni yolculuklara saldırdım senden sonra

    Çoğalmalar adına
    Dehlizlerden geçtim kentin

    Anıların arasında nadasa bırakılmış hayallerin sesini dinledim

    Benzerlerine rastladım
    Rastlantıları benzettim

    Sonu esaretle biten aşk öykülerine uğradım;

    Ülkemin özgür kalmış çoğrafyalarında

    Okumayan bilmez, gezen orospu olur

    Konulu müzaharelerden geçtim.

    Yedi cüceleri gördüm metropolün ormanında.

    Büyük bir itinayla cadı avına çıkmışlardı,

    Birbirlerinden şüphe ederek

    Şüpheleri; prensesin uyanmış olabileceği ihtimaliydi

    Prenses uyanırsa cadıya dönüşüverecekti

    Ve herkese verecekti sihirli kırmızı elmasından bir ısırık

    Gördüm cücelerin telaşını, geçtim içlerinden

    Delilik elbisemi giydim üzerime;  en erdemli halim

    Beyaz kadınları gördüm ve kollarına girmiş pinokyoları

    Toprakta yerini sağlama almayan ağaçların içini marangozlar doldurur

    Ve süper marketlerin hediyelik eşya reyonunda

    Gelişigüzel  satışa sunulur.

    ''Tezgaha düşmedi henüz bu tahta oyuncaklar

    Kelepire düşünçe daha da ucuzlayacaklar

    O zaman alırsın bir yerine beş tane

    Bu ablalar yeni oyunlar bulacaklar''  dedi mendilci küçük kız

    Tuhaf şey geceleri sokakta uyurken

    Çözmek hayatın sosyolojik şifresini

    Ergen olmamış bir aklın refakatında

    Hayretlendim, aldım uykumu ve rüyalarımı

    Yoluma devam ettim.

    İnançlı evlerinde kibirle ne kadar azaldıklarını

    Ne kadar çoğalabildiklerini gördüm.

    Tanrı gölgelerinin

    Çelişkiyle silüetimi düşürdüm tapınaklarına

    Sonunda , vazgeçtim
    Gittim günahlarımı çıkardım,  kentin aylaklarına

    Geceydi ve gidilecek çok yer vardı bu hikayede

    Odalarına girdim yerilen,  yenilen kadınların

    Çığlık çığlığa kadınları gördüm büyük sessizliklerinde

    Ne kadar çoktu kalabalıktı her biri kendi içinde

    Düşünçelerinde kentin yargıları

    Teslim etmeyip anahtarını gizli mabetlerinin

    Bekaretlerini saklayıp tendeki siyah noktada

    Yanlızlığını bozduran kadınları gördüm.

    Tek kişilik sevişmelerden çoğalmalar olmayınca

    Her kadın kendinden gebe kalırmış

    Her aşk bir orospu doğururmuş

    Sonucu ile yürürken şehrin caddelerinde

    Geçtim ikiyüzlülüğünden cücelerin

    Beyaz kadınların , tanrıların ve solukladığım çağın

    Çok gezmenin toplumsal etiketlerini çıkarttım üzerimden

    Soyundum, çırılçıplak

     Gecede kaldım...

                                            


    2004/ Aslıhan Aliyazıcıoğlu


    ALINTIDIR



    Özkök'ün yazısı katliam köyünde mezar taşında

    Özkök'ün yazısı katliam köyünde mezar taşında

    'Her erkek o bedeli ödeyecek' Özkök'ün yazısı katliam köyünde, bir mezar taşının üzerinde görüntülendi.

    ERTUĞRUL ÖZKÖK'ÜN YAZISI

    İNSAN, hüzünlü bir mezar taşının üzerinde kendi yazısını görünce tuhaf oluyor.

    Öğle saatlerinde Faruk Bildirici aradı.

    Mardin’de katliam yapılan köyden arıyordu.

    "Mezar taşlarından birinin üzerinde sizin yazınız var" dedi.

    "Ne yazısı" dedim.

    "’Her erkek o bedeli ödeyecek’ başlıklı bir pazar yazınız. Fotoğrafını çektik geçtik" dedi.

    Fotoğrafa baktım.

    Alelacele açılmış mezarın başına dikilmiş taşın üzerinde benim yazımın bulunduğu Hürriyet sayfası duruyor.

    Belli ki, özel olarak o yazı seçilmemiş.

    Herhalde, mezar taşı dökülürken, altına bir gazete serilmiş.

    Tesadüf ya, o da Hürriyet’in bir sayfası.

    O sayfada benim yazım var.

    * * *

    Ama bu kadarı da tesadüf olur mu?

    Yazımın başlığına bakın:

    "Her erkek o bedeli ödeyecek."

    Bir köy düşünün ki, başka bir köyün erkekleri, bir kız uğruna o köyde katliam yapmış ve 44 kişi hayatını kaybetmiş.

    Dozerler, anonim çukurlar kazar gibi mezarlar açmış.

    O mezarlardan birinin başına dikilen mezar taşında o yazı.

    Sanki ilahi bir güç, o köyün erkeklerine, Türkiye’nin bütün hoyrat erkeklerine ilahi bir mesaj veriyor.

    "Ey siz hoyrat, ceberrut, ilkel erkekler. Bunları yaparsanız, hepiniz o bedeli ödeyeceksiniz."

    Yazım eğer böyle ilahi bir mesaja hizmet etmişse ne mutlu bana.

    Tesadüf mü?

    Kader mi?

    İlahi bir mesaj mı?

    * * *

    Oysa o yazıyı 17 Şubat 2008 günü, aynanın karşısında saçlarını toplayan Simon de Beauvoir’ın fotoğrafı üzerine yazmıştım.

    Şöyle demiştim:

    "Hangi erkek, hayatının bir gününde, bir anında bunu yaşamamıştır.

    Aynanın önünde çırılçıplak saçlarını toplayan kadın.

    Simone de Beauvoir.

    Efsane Sartre’ın efsane kadını.

    Ve hangi kadın, bir erkeğin ve bir aynanın önünde saçlarını arkadan toplamamıştır.

    Önce mi, sonra mı?

    Yattıktan sonra mı, yoksa kalktıktan sonra mı?

    Gece yarısı mı, yoksa sabah mı?

    Ne önemi var.

    Hangi kadın aynanın önünde saçlarını toplarken, ona áşık bir erkeğin hayran gözlerini, gövdesinin her santimetrekaresinde hissetmemiştir?

    Ve hangi erkek, kadınına o hayran bakışları esirgemiş, o gövde karşısında kaybetme korkusunu yaşamamıştır?"

    Erkeğin ezeli ve ebedi korkusu.

    Áşık olduğu, gövdesini tutkuyla seyrettiği kadını kaybetmek.

    O korkuyu anlatan yazının bu mezar taşında ne işi olabilir?

    Ne diyeceksiniz, kader işte.

    Kader bazen, böyle bir yazıyı, ilahi bir mesaj gibi insanın başına çalıyor.

    Anlıyorsunuz ki, her erkeğin kaderini kadın tayin ediyor.

    Kadınınkini de, kaybeden veya sahip olamayan erkek.

    Töreyle medeniyeti, uygar insanla cahili de işte bu tutku birleştiriyor, bu tutku ayırıyor.

    * * *

    Kaybetmek, sahip olamamak korkusu, herkesin yakasına yapışabiliyor.

    Ama öldürmek, yok etmek, baskıyla mani olmak, zorla sahip olmak, başkasına yar etmemek...

    Töre dediğimiz, yerin dibine batasıca o ne idüğü belirsiz şey, sadece cehaletin değil, erkek korkaklığının da kılıfıdır.

    Medeni erkek bilir ki, kadın başlı başına bir varlıktır ve eğer sizi bırakmışsa, tekrar kazanmaya çalışırsınız.

    Kazanamıyorsanız, yapacağınız tek şey vardır.

    Kadere boyun eğmek. Yani kendi kuytunuza çekilerek, o bedeli, o kefareti ödemek.

    Zaten yazımın başlığı da onu söylemiyor mu?

    "Her erkek o bedeli ödeyecek."