ONUR's profileANDROMEDAPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    September 28

    ETME-YILMAZ ERDOGAN-MEVLANA

    ETME

    ( Şems’in gidişinden sonra Hz. Mevlana’nın dilinden dökülen sözler )

    "artık burda durulmaz "der dostuna; acıtmaya başlamıştır gül bahçesini,dikenliklerden atılmaya başlayan taşalar ;

    Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
    Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme


    Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
    Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

     

    Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
    Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

     

    Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
    Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

     

    Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
    Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

     

    Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
    Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

     

    Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
    Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

     

    Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
    Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

     

    Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
    Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

     

    Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
    O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme…

    Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
    Huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun etme

     

    Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
    Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

     

    İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
    Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme!!

    OKUYAN-YILMAZ ERDOGAN

    May 07

    AYNA / Aslıhan Aliyazıcıoğlu

    AYNA

    Gizli yüzlerin arasında

    Saklamayı beceremediğim

    Aynalarım var

    Tutarım

    Kamaşır kalbiniz

    Nerdedir

    Derinliklerde çıkarmaya üşendiğiniz merhametiniz

    Deliyim ben

    Çıkar tanımaz özgüvenle yıkarım üzerinize duvarları

    Ezilirsiniz

    Yok ediciniz olurum vicdanız da

    Silerim yalın olmayan hallerinizi

    Anlamazsınız ne olduğunu

    Kustuklarımdan hangisinin içinize dolduğunu

    Seçemezsiniz

    Algı yoksunluğu içinde

    Utanmazsınız

    Yüzünü güneşin bile  parlatamadığı sokak çocuğuna

    Yaklaşmazsınız

    Yolunuzu değiştirirken üzerinize sıçrayan çamuru

    Görmezlikten gelirsiniz

    Kirli ruhunuzda

    Karşılığı olmayan sözcükler biriktirirsiniz

    Adressiz gülüşmeler gönderirsiniz, bana yansımayan

    Ben sizden değilim

    İçinizde varlığımı barındırırken

    Gönül alemim tel örgülerle çevrili

    İçeri giremezsiniz..

    Gizli yüzleriniz için saklamayı beceremediğim aynalarım var

    Tutarım yüzünüze

    Kamaşır gözleriniz…


    ALINTIDIR




    SENDEN SONRA/Aslıhan Aliyazıcıoğlu


    SENDEN SONRA

    Yanılgım en büyük yanılgım

    Cam kırıkları üzerinde yaşadığım aşk tufanım

    Yeni yolculuklara saldırdım senden sonra

    Çoğalmalar adına
    Dehlizlerden geçtim kentin

    Anıların arasında nadasa bırakılmış hayallerin sesini dinledim

    Benzerlerine rastladım
    Rastlantıları benzettim

    Sonu esaretle biten aşk öykülerine uğradım;

    Ülkemin özgür kalmış çoğrafyalarında

    Okumayan bilmez, gezen orospu olur

    Konulu müzaharelerden geçtim.

    Yedi cüceleri gördüm metropolün ormanında.

    Büyük bir itinayla cadı avına çıkmışlardı,

    Birbirlerinden şüphe ederek

    Şüpheleri; prensesin uyanmış olabileceği ihtimaliydi

    Prenses uyanırsa cadıya dönüşüverecekti

    Ve herkese verecekti sihirli kırmızı elmasından bir ısırık

    Gördüm cücelerin telaşını, geçtim içlerinden

    Delilik elbisemi giydim üzerime;  en erdemli halim

    Beyaz kadınları gördüm ve kollarına girmiş pinokyoları

    Toprakta yerini sağlama almayan ağaçların içini marangozlar doldurur

    Ve süper marketlerin hediyelik eşya reyonunda

    Gelişigüzel  satışa sunulur.

    ''Tezgaha düşmedi henüz bu tahta oyuncaklar

    Kelepire düşünçe daha da ucuzlayacaklar

    O zaman alırsın bir yerine beş tane

    Bu ablalar yeni oyunlar bulacaklar''  dedi mendilci küçük kız

    Tuhaf şey geceleri sokakta uyurken

    Çözmek hayatın sosyolojik şifresini

    Ergen olmamış bir aklın refakatında

    Hayretlendim, aldım uykumu ve rüyalarımı

    Yoluma devam ettim.

    İnançlı evlerinde kibirle ne kadar azaldıklarını

    Ne kadar çoğalabildiklerini gördüm.

    Tanrı gölgelerinin

    Çelişkiyle silüetimi düşürdüm tapınaklarına

    Sonunda , vazgeçtim
    Gittim günahlarımı çıkardım,  kentin aylaklarına

    Geceydi ve gidilecek çok yer vardı bu hikayede

    Odalarına girdim yerilen,  yenilen kadınların

    Çığlık çığlığa kadınları gördüm büyük sessizliklerinde

    Ne kadar çoktu kalabalıktı her biri kendi içinde

    Düşünçelerinde kentin yargıları

    Teslim etmeyip anahtarını gizli mabetlerinin

    Bekaretlerini saklayıp tendeki siyah noktada

    Yanlızlığını bozduran kadınları gördüm.

    Tek kişilik sevişmelerden çoğalmalar olmayınca

    Her kadın kendinden gebe kalırmış

    Her aşk bir orospu doğururmuş

    Sonucu ile yürürken şehrin caddelerinde

    Geçtim ikiyüzlülüğünden cücelerin

    Beyaz kadınların , tanrıların ve solukladığım çağın

    Çok gezmenin toplumsal etiketlerini çıkarttım üzerimden

    Soyundum, çırılçıplak

     Gecede kaldım...

                                            


    2004/ Aslıhan Aliyazıcıoğlu


    ALINTIDIR



    February 26

    Kutsal / NECAT DİLACER

     
    KUTSAL
     
    İnanılan
    Düşünülemeyen
    Korkulan

    ‘Şimdi’nin genetik haritasında fahişe bir gendir kutsal kelimeler

    Kelimeler ‘kutsal’a ölümsüzlük ve ölüm sağlar
    Kelimeler ‘kutsal’ı yeryüzüne indirir
    ve
    Kutsal ne varsa düşmanıdır insanlığın
    Kutsal ne varsa sahibidir insanlığın

    Kutsal, kullanılır
    Kutsal, yaratılır
    Kutsal, çiğnenir

    Kutsal, bazılarını sınırlar
    Kutsal, bazılarını öldürür
    Kutsal, bazen korur

    Kutsal, ancak ve ancak kelimelerle anlam kazanır

    Kutsal dediğimiz her şey; bir gün en büyük düşmanımız olacak. Ya da o gün anlayacağız gerçek düşmanımızı…

    Kutsal, tek kelimeyle YARATILANDIR.
    Ama yaratılan KUTSAL değildir…

     

    Alıntıdır


    December 04

    Ecce Homo / NİETZSCHE

    ECCE HOMO 
     
    Evet, biliyorum nereden geldiğimi
    Daim aç bir alev gibi
    Yakıp tüketirim kendimi
    Işığa döner anladığım herşey
    Geride bıraktığım ne varsa kül
    Ateş benmişim demek ki

    Friedrich NİETZSCHE

    YALNIZ / Nietzsche

     
     

    YALNIZ

    Haykırışan kargalar
    Darmadağın uçuşuyor kente doğru.
    Neredeyse yağacak kar
    Yeri yurdu olana ne mutlu!

    Donmuş kalakaldın,
    Hanidir gözlerin arkada!
    Boşuna kaçışın, ey çılgın,
    Kıştan uzaklara!

    Dilsiz ve soğuktur binlerce çöle
    Açılan bir kapıdır dünya!
    İnsan senin yitirdiğini yitirse
    Bir yerlerde duramaz bir daha!

    Sen şimdi solgun, sarı
    Kış gurbetlerine lânetli,
    Hep soğuk gök katlarını
    Arayan bir duman gibi.

    Uç git, kuş, söyle ezgini
    Issız çöl kuşlarının sesiyle!
    Göm, gizle, ey çılgın, kanayan kalbini
    Buzların, alayların içine!

    Haykırışan kargalar
    Uçuşuyor kentten yana, dağınık;
    Neredeyse yağacak kar
    Yeri yurdu olmayana çok yazık!

    F. Nietzsche
    (çev. Behçet Necatigil)

     

    Nietzsche

    September 28

    ÇILDIRMIŞ BATAKLIK ŞİİRİ / SERHAT TUNCER

     
     
    ÇILDIRMIŞ BATAKLIK ŞİİRİ
     
    çıldırmak üzereyim.
    selam diye dua ile çağırdığım nurlar,
    yerlerini değiştirdiğim gök pınarların,
    yıkılmaz sandığım dünya,ayan.
    gecelerinin her biri öyle zehir ki,
    fışkırıyor ellerimden sevgilimin dokunuşları
    kanıyor yaraları,hemde iftarı açmamış.

    bir ses..
    bir nefesin ardındamıydı hayat?
    ölümle konuştuğum,
    diriyi anlamadığım o kabuslar.
    uh- diye inliyordu uykudan uyanırken
    beni önce korkutuyor,sonra ağlatıyor
    ama sonunda sevindiriyordu.

    nihayetinde bilinci kapanmıştı
    yatalak bir şiir yazmıştı ortasında üç buçuğun,
    dinliyordu müziklerinizi
    batar gemiler,
    dümenleri kırılır hayatının,
    ayaklarımı bir uzattım,
    ayaklarımı kırdın kadın.

    ne soğukmuşsun
    ve ne boğuk.
    -hadi bir çığlık daha fırlat.
    ben bir anlamsız.
    sen beni anlamamak için yaratılmış.
    ve ben artık değişmeyeceğinden habersiz.

    içim kıkırdıyor ulan,içim kıkırdıyor.
    organlarımın iflası gelmek üzere,
    gözlerime ani bir timsah tepmesi gözyaşı
    imgeleri,sürtük bir sayfadan sallanan şiir gibi.
    seni doğurduğum geceler şahit.
    öldürdüğüm akşam üstleri.
    duşlar, sevişmememizin üzerine aldığım
    kuşlar, pencere önüme artık uğramayan
    ve duruşlar yapa yalnız.
    aslında o kada bizsiziz ki
    yaşayamadığımız herşeyi,
    hayalle örtüştürüp fırlatıyoruz
    kara kulaklı, kara bataklıklara.
    Umut,Nerdesin?
    Çık artık ortaya ,Allah Aşkına.
     
    ALINTIDIR

    YOKLUĞUNDA ACIRIM / MURAT ŞAHİN

    YOKLUĞUNDA ACIRIM


    _______Ateşi
    Gözlerinden almıştım
    Açlığınca kanadım
    En uzak ihtimallerle
    Dokundum
    Yokluğuna
    Ve
    Sırtıma geçirip
    Nedensizlikleri
    Poyraz vurdum yüzüme
    Ay
    Kanatırken ışığını
    Sus
    Zamanların
    göğsünü yırttım

    yokluğunun dumanıdır yüzüme vuran
    eylül senle bahardı oysa

    neden yoktun
    .
    ..


    yokluğunca acırım bilmez misin

    gezinip uzaklığının sürgün çizgilerinde
    sigara gibi söndürüyorum geceyi
    lacivert rüzgarların
    memesinden içip dünü
    bugüne susuyorum/ bilmez misin …
    ıdır yüzüme vuran
    eylül senle bahardı oysa

    neden yoktun
    .
    ..


    yokluğunca acırım bilmez misin

    gezinip uzaklığının sürgün çizgilerinde
    sigara gibi söndürüyorum geceyi
    lacivert rüzgarların
    memesinden içip dünü
    bugüne susuyorum/ bilmez misin …

     

    ALINTIDIR


    September 18

    HESAPLAŞMA / AYNA

     

    Alıntı

    HESAPLAŞMA / AYNA
     
    HESAPLAŞMA
     
    Bir kadının acizliğinden krallara layık bir sofra kurdu küçük bir adam.....
     
     
    Bütün şehre,ailesine,çocuklarına kale oldu küçük bir kadın....
    "Ejdarha olsa kar etmez" diyen şairin sesiydi kulaklarında çınlayan.
    Ses kesilse yıkılacaktı duvarlar..
    Kadın haykırdı!
    "EJDERHA OLSA KAR ETMEZ!!!!!!"
     
     
    Kadın Kaybedecekti belki..,nice kadınlar ,çocuklar düşecekti o karanlığa.
    Elbet birgün o karanlık kendi boşluğunda yok olup giderken,yuttuğu bedenler,beslendiği ruhlar
     Tek tek hesap soracaktı kendisinden.....!
     
    AYNA
     
     

    SPACESİMDEN FARLI OLDUĞUNU BİLİYORUM AMA ÇOK HOŞUMA GİTTİ...

    SEVGİ!!!

    çiçeklerin büyümesini izlemektir





    mektup yazmaktır






    hep O'nu düşünmektir





    birlikte vakit geçirmektir





    dalgaların sesidir SEVGİ





    kuşların kırıntıları yiyişini izlemektir





    birlikte AYNI yöne bakmaktır





    eşit olmaktır





    vahşi dalgalara yelken açmaktır





    yağmura aldırmadan yürümektir





    uçurmaktır sevdiğini





    piknik yapmaktır





    yanağını okşamaktır





    ve küçük bir busedir

    September 07

    İlk Vasiyet / Ahmet ERHAN

    İLK VASİYET

    Oğlum Deniz'e

    1
    Ben bütün yenilgileri yaşadım
    Kalmadı sana hiçbir şey
    Oğlum, biricik muradım
    Bir su damlasıdır kapıyı gözler

    Tükürür gibi bakıyor yüzüme dünya
    Kırılmış ağacımın o tek sürgüsünü
    Oğlum, biricik muradım
    Benden ötelere döndür yüzünü

    2
    Uzun bir sözcükse ömrüm
    Oğlum, son iki hecesin sen
    Günüm geceye ilikli
    Yanımda yok bir kimsem

    O küçücük odada soluğun
    Mavi resimler çizer havaya
    Avludaki kiraz içini çeker
    Elma, armut, akasya

    Artık evin erkeğisin sen
    Erkencisin bu konuda
    Seninle büyüyecek bil ki
    Uzaktaki şu baba

    3
    Geçip gidiyor günler
    Boğuk bir sis altında
    Elimin ucunda defter
    Köpürüp duruyor boyuna

    Ne yazdımsa oğlum
    Bugüne kadar böyle
    Sanki bir yaz günü
    Savruldu akşam esintisinde

    Geçip gidiyor günler
    Evim uzak, yol yakın
    Ölüme kedere, acıya
    Cinner, cehennem, intihar…

    4
    Gecenin son otobüsü
    Hoşçakal oğlum
    Alnımda bir seğirme
    Yüreğimde hüzün

    Gecenin son otobüsü…
    Şimdi soluk bir ışık
    Gençliğimin kenti
    Dönüş yok artık

    Gecenin son otobüsü..
    Götür beni uzaklara
    Gecenin son otobüsü
    Oğlum gelir nasılsa

    5
    Yağmurun diliyle konuştum
    Uzandım taşların eliyle
    Oğlum seni düşündüm
    Galata'da eski bir evde

    Denizin dikeninde uyudum
    Uyandım ter içinde
    Oğlum seni düşündüm
    Geçmiş zaman kipinde

    Yolların arklarından baktım
    Gözyaşların merceğiyle
    Oğlum seni düşündüm
    Hasretlerin ikliminde

    Deniz...ölümde bile…

    6
    Oğlum unutma adını
    Sana boşuna konulmadı o
    Oğlum unutma adını
    Göğe çizilen resimleri hatırla
    Oğlum unutma adını
    Dağları teğelleyen suları
    Oğlum unutma adını
    Kardeşliği, cesareti ve yanılgıyı
    Oğlum unutma adını
    Tarihe karşı yürüyen bedenleri hatırla
    Oğlum unutma adını
    Ve tarih olan sonra
    Oğlum unutma adını
    Hep ipte olacak boynun
    Oğlum unutma adını
    Yaralı, acılı bir yurdun
    Oğlum unutma adını
    Kanı, çiçeği olarak...

    Deniz...unutma adını…

    AHMET ERHAN

    Sessiz Gemi / Yahya Kemal BEYATLI

     
    SESSİZ GEMİ
     
    Artık demir almak günü gelmişse zamandan
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

    Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

    Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
    Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
     
     
    YAHYA KEMAL BEYATLI
    August 14

    SABRI ANLAT BANA / SEYNUR İNAL

     
    SABRI ANLAT BANA
     
    Sabrı anlat bana...
    Mağlubiyetlere dayanmayı öğret ruhuma
    Bir ışık yak aydınlansın ufuklarım
    Söyle ne vâkit sona erer bu amansız sınanma?

    Özlemi anlat bana...
    Göğünde kanat çırpan vuslat kuşları
    Nereye konarlar yorulduklarında?
    Ayaz yemiş sevdaların bakışlarındaki
    Ümitsiz ümitleri anlat.
    Yalnızlığın dili olsaydı sormazdım sana... 
     

    Sevgilerin nihayetini anlat...
    Nasıl biter bir sevda?
    Yakıp, yıkılan umutların külleri
    Nereye savrulur sonunda?
    Ben sustukça sen anlat...
    Hüzünlerine geldim,
    Bir damladan derya yaptığım hasret
    Ve
    Dinmek bilmeyen bir sancıyla.
    Al kat acılarımı acılarına...

    Hep vuslatı düşünürken savruldum
    Yüreğimin esir rüzgârlarıyla.
    Hayat körebe oyunuydu
    Sobelendim yaşanmamışlıklara.
    Anlat, merak ediyorum
    Her zaman ışık var mıdır, tünellerin ucunda?

    SÖZ BİTTİ / MURAT GÜRSOY

     
    SÖZ BİTTİ
     
     
    Söz bitti.....
    Herkes için
    Söylenmesi gereken hiçbir şey söylenemese de
    Yazılması gereken her şey ziyadesiyle iletildi.
    Yaşananlar tek kişilik bir pantomim gösterisiydi
    Adam çıktı sahneye ve kustu gözyaşını
    Seyirci kalanlar gülümsediler
    Perde kapandı.
    Tek bir alkış sesi duyulmadı
    Sadece yüreğinin sesi yankılandı kulislerde
    Söz bitti.....
    Hepimiz için
    Artık seyirci almıyor düşlerine
    Duyamadığı seslere aldırmıyor
    Yalnızca makyajı bozuluyor gözyaşlarıyla
    Sahnenin orta yerinde.

    ALINTIDIR



    UYKULARIN KAÇARSA GECE/KAMURAN ESEN

     
    UYKULARIN KAÇARSA GECE
     
    Uykuların kaçarsa gece,
    İşte böyle kalemi, kâğıdı alırsın eline.
    Geçmişi
    Acı-tatlı haliyle anımsarsın,
    Damla damla dökülürcesine yazarsın.

    Bu dünyadan göçen sevdiklerin
    Canlanır gözünde
    Yaşıyor gibi.
    Gözlerinde
    Bir damla yaş olmadığı halde,
    Kan basar sanki gözlerini,
    Ağlıyor gibi.

    Uykuların kaçarsa gece,
    Ölüm gelir aklına ister istemez.
    Bir dal kırılır yüreğinde,
    Başka denizlere akar ırmakların
    Hararetten kurur topraklar
    Şırıltısı kesilir pınarların.

    Uykuların kaçarsa gece,
    Hep kötü şeyler gelir aklına.
    Ayrılıklar, özlemler
    İhanetler gelir dikilir karşına
    Dalarsın dipsiz kuyulara
    Uykusuz gecelerde.
    Sevdiğini kaybetmekten korkarsın
    Ağlarsın hiç sebep yokken
    Karanlıkta bir çift ışık ararsın,
    Koca ampüller tepende yanıyorken.

    Uykuların kaçarsa gece,
    Eski sevdiklerin gelir aklına.
    Hepsi gelir
    Toplanırlar başına.
    Tutmak ister, tutamazsın,
    Dokunmak ister, dokunamazsın.
    Yakınlar uzak olur
    Kalabalıklar yalnızlığın,
    Hayal mi gördüklerin,
    Yoksa gerçek mi?
    Anlayamazsın.

    Uykuların kaçarsa gece,
    Yastık diken olur
    Batar yüzüne.
    Eski hatıralar
    Serilir gözlerinin önüne...
    Gece bitmez
    Yıl gibi uzayıp gider.
    Eski sevgililer gezinir gözlerinde
    Bölünür yürekler.
    Derken,
    Güneş koşar imdadına,
    Pencerenden bir dost gibi girer.
    Işığı yüzüne vurur
    Rahatlarsın.
    Herkesin uykudan uyandığı saatte
    Sen,
    Derin bir uykuya
    Yalnızlığın karanlık odalarına dalarsın.

     

    ALINTIDIR


    June 16

    Hayattan ne öğrendim / CAN DÜNDAR

    HAYATTAN NE ÖĞRENDİM?
     
    Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
    Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum.
    Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
    Ağladım.
    * * *
    Yaşamayı öğrendim.
    Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
    * * *
    Zamanı öğrendim.
    Yarıştım onunla...
    Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
    * * *
    İnsanı öğrendim.
    Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
    Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
    * * *
    Sevmeyi öğrendim.
    Sonra güvenmeyi...
    Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
    * * *
    İnsan tenini öğrendim.
    Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
    Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
    * * *
    Evreni öğrendim.
    Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
    Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
    * * *
    Ekmeği öğrendim.
    Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini...
    Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
    * * *
    Okumayı öğrendim.
    Kendime yazıyı öğrettim sonra...
    Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
    * * *
    Gitmeyi öğrendim.
    Sonra dayanamayıp dönmeyi...
    Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
    * * *
    Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
    Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
    Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
    * * *
    Düşünmeyi öğrendim.
    Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
    Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
    * * *
    Namusun önemini öğrendim evde...
    Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
    * * *
    Gerçeği öğrendim bir gün...
    Ve gerçeğin acı olduğunu...
    Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
    * * *
    Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
     
     
    CAN DÜNDAR

     

     


    June 06

    Korku / KYRIE

    KORKU



    "aramızda saatler vardı..."


    ellerimi uzatıyordum
    tırnaklarım uzayacak kadar
    bir zaman geçiyordu aramızdan
    tutmuyordun ellerim ağlıyordu
    korkuyordum n’oluyordu
    anlamıyor ağlıyordum

    işte bu oluyordu

    bir gemi geçiyordu penceremin önünden
    ve bilirsin gemiler ağır gider
    bir bakıyordum
    çerçevemin en sağında
    bir bakıyordum ki yok
    ve bir gemi yanıyordu sol tarafımda

    işte bu oluyordu

    istiklal’de hayat akıyordu
    kordon’da gözümün önünde
    uluorta şakıyordu
    yaz ve uçuşan bilumum böcek
    biri gelip omzuma konuyordu
    mevsim ense kökümden sızıyordu
    korkuyordum n’oluyordu
    terliyor erteleniyor sereserpe
    seriliyordum yoksa
    sevdan yoruluyor muydu
    oysa aynı seviyordum
    dünkü gibi yarın kadar çok
    öbürgün denli salkım saçak
    senelere bölüne bölüne
    hüznümle bir
    kaldırımlara çarpıla çarpıla
    korkuyor kanıyordum
    izmir yanıyordu bu arada

    işte bu oluyordu

    aynı çift geçiyordu sokağımdan
    adamın omzunda asılı akordiyondan
    artık sevmeyeceğim dağılıyordu
    sokak sokak deniz deniz izmir izmir
    artık sevmeyecek miydin n’oluyordu
    ah benzim soluyordu
    oysa bir kemanım vardı artık benim
    çalışıyordu ama çalmıyordum
    kadın çocuğunu elinden tutmuş
    sürüklüyordu
    çalmıyor çalışıyorlardı
    ne güzeldiler aileydiler
    ellerim uzanıyordu görmüyordun
    tırnaklarım uzuyordu
    ailesi ve senden başka bir gailesi
    yoktu tırnaklarımın
    bakıyordum ne çoktu
    çok oluyorlardı
    daha dün kısacıkken
    ah... aramızda bir zaman ki boy atıyordu
    durmadan durmadan durmadan
    sürükleniyorduk çocuk ve ben
    çocuk ağlıyordu ben ağlıyordum

    işte bu oluyordu

    nefes diye seni alıyordum
    nota diye seni veriyordum
    alıp veremediğim hiçbir şeyim yoktu
    bölüşmüştük seni
    plakta dönen
    dönerken başımı döndüren
    kızıl saçlı kadın şarkıcıyla
    usul usul söylüyordu
    çığlık çığlık ölüyorduk
    fısır fısır bile söylemiyordun
    iç bir şey söylemiyordun
    kulaklarımla içli dışlı
    korkuyorduk bir arada
    n’oluyorduk bilmiyorduk
    silmiyorduk onlar öylece akıyordu
    mevsim nasıl akıyorsa ense kökümüzden
    hevesimiz aynıydı
    yaş yaş’tı
    telaş telaştı yanaklarımızda

    işte bu oluyordu

    bir gün ve bir gece geçiyordu
    aramızda saatler uzuyordu
    virginia... ah virginia...
    gülkurusu boyalı duvarlarıma
    gecelik giymiş bir yaz böceği gibi
    çarpıp çarpıp düşüyordu

    bir yaz böceği gibi ölüyor
    bir yaz böceği gibi
    bir yaz böceği
    bir yaz;
    bir
    oluyor
    ve ölüyorduk hep beraber

    ardımızda bir mektup bile bırakmadan.



    JD




    "Aramızda saatler vardı": Michael Cunningham’ın ardında bir mektup bırakarak ölüme giden ünlü ingiliz yazar Virginia Woolf’un hayatından alıntılarla yazdığı Saatler adlı romanında geçen bir cümledir.

    Artık sevmeyeceğim:Suat Sayın

    December 22

    Pervane / MURAT ŞAHİN

     pervane


    Kırılır mı zamanın kanadı
    Kalır mı tenhada
    Suskusunu hıçkırıp
    Dağılır mı sözcüklerde
    sahipsiz pervane
    Kime isyan
    Neyedir açlığın
    Hangi zülfü gölge dilberin
    Yüreğine çöreklenir gözlerin

    ___Sus
    Dilim
    Sus kalem
    Öl aşk

    ____Kendini kendinden doğurur acılarım her sabah

    Kınalı baharlar beslediğim
    ellerim
    İlk sürgününü veremeden
    Düştü tuzağına zemherinin
    olsun
    hayat bize bir gün tebessüm edecek
    Bu acı
    bu hüzün bırakmasa da yakamı
    Sana hiç merhaba demeden
    gideceğim
    Göz yaşın tuzludur
    bilirim
    Ve titrerse sesinin kimsesiz yanı
    Ölürüm

    Hevesi kursağında kalsın sevdanın

    Zannettiklerimiz kadar sahteymiş an

    Acılarımın acınacağı hiç aklıma gelmezdi

    Ulan sol yanın diyorum
    Yarım yanım diyorum
     
    Alıntıdır / Murat Şahin
    November 13

    GİTMEK ZAMANI

     
    Seni, sende, sana rağmen yaşıyorum ben... Hep sen, benimle tamamlanmış eksikSeni, sende, sana rağmen yaşıyorum ben... Hep sen, benimle tamamlanmış eksiklerine bakıp daha fazlasını isterken, ben sende yeni boşluklar yaşıyorum... Daha çoğunu isterken sen, bense yarımlarında kayboluyorum... Bir ada değil bir kıta vardı karşımda keşfedilecek, ama geriye dönüp bakınca sadece bir arpa boyu ilerlediğimi görüyorum sende... Üstelik ben bir adım ilerlerken sana ulaşmak için, sen hızla uzaklaşıyorsun benden, kaybolup giden bir serap hızıyla...

    Kaç kez vazgeç dedi bu yürek, kaç kez yolun kenarındaki ormana girip yok olmak istedi... Yaşadığım neydi? Senin varlığını bilmek bile yeterken bana, sende kendimi yok hissetmek, “yok” olduğumdan başka ne düşündürebilirdi ki bana?..

    Oysa düşünsene, ne coşku doluydu yüreklerimiz başlarken yeni bir hayata... Gecelerimizi de, gündüzlerimizi de adamaya hazırdık birbirimizde, koşulsuz, içten ve sımsıcak duygularımızla... Yaşadığımız her an unutulmaz, doyumsuz ve vazgeçilmez olacaktı... Sen bir sonbahar rüzgarında savrulmuş bir gül yaprağı bense taç olacaktım sana... Şimdilerde, kim savruluyor ve kim onu sarmaya çalışıyor karıştırıyorum artık... Ben bu uykuları, böyle uykuları unutalı çok olmuştu... Acı uykusu, hüzün uykusu, korku uykusu... Bir gece birinin, diğer gece bir başkasının sonsuzluğunda kayboluyorum...

    Ne garip ki kendimi kuşatma altındaki bir ordunun komutanı gibi görüyorum bu günlerde... Ne çok askerim var bana ihanet eden... Düşmanla savaşmak değil, bu arkadan vuruşlar beni kahreden... Bir beyaz bayrak ve teslimiyet şu anda görünen... Ama çok sürmez esaretim biliyorum, içimdeki bu yenilginin acısı sürse de yıllarca, bir yolunu bulup kavuşurum özgürlüğüme...

    Şimdi gitmek zamanı belki, geride yaşanmış yada yarım kalmış anları bırakarak... Sen de tüm ürkekliğinle, tüm hatalarınla, tüm eksiklerinle, tüm haklı gördüğün yanlarınla başbaşasın şimdi...

    Hep bir şeyler tamamlanacak değil ya, bu da böyle yarım kalsın...
    November 05

    Roni Margulies / KAVŞAK

    KAVŞAK

    İnce uzun bir iskelenin ucunda,
    denize dikmiş gözlerini, kımıldamadan,
    öylece duruyor adamın biri akşam üzeri.

    Önünde su, arkasında kayalar,
    unsurların kavşağında kalakalmış sanki.
    giderek kararıyor çevresinde suların rengi.

    Ya bir gemi var bu saatlerde beklediği,
    ya da sulara bırakıverecek kendini.
    öylesine ince bir denge ki!

    Roni Margulies