|
|
September 28
ETME
( Şems’in gidişinden sonra Hz. Mevlana’nın dilinden dökülen sözler )
"artık burda durulmaz "der dostuna; acıtmaya başlamıştır gül bahçesini,dikenliklerden atılmaya başlayan taşalar ;
Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme
Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme
Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme
Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme
Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme
Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme…
Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle Huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun etme
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme
İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme!!
OKUYAN-YILMAZ ERDOGAN May 07
 AYNA
Gizli yüzlerin
arasında
Saklamayı
beceremediğim
Aynalarım
var
Tutarım
Kamaşır
kalbiniz
Nerdedir
Derinliklerde
çıkarmaya üşendiğiniz merhametiniz
Deliyim
ben
Çıkar tanımaz
özgüvenle yıkarım üzerinize duvarları
Ezilirsiniz
Yok ediciniz
olurum vicdanız da
Silerim yalın
olmayan hallerinizi
Anlamazsınız
ne olduğunu
Kustuklarımdan
hangisinin içinize dolduğunu
Seçemezsiniz
Algı
yoksunluğu içinde
Utanmazsınız
Yüzünü güneşin
bile parlatamadığı sokak
çocuğuna
Yaklaşmazsınız
Yolunuzu
değiştirirken üzerinize sıçrayan çamuru
Görmezlikten
gelirsiniz
Kirli
ruhunuzda
Karşılığı
olmayan sözcükler biriktirirsiniz
Adressiz
gülüşmeler gönderirsiniz,
bana yansımayan
Ben sizden
değilim
İçinizde
varlığımı barındırırken
Gönül alemim
tel örgülerle çevrili
İçeri
giremezsiniz..
Gizli
yüzleriniz için saklamayı beceremediğim aynalarım
var
Tutarım
yüzünüze
Kamaşır
gözleriniz… ALINTIDIR
Yanılgım en büyük
yanılgım
Cam kırıkları üzerinde
yaşadığım aşk tufanım
Yeni yolculuklara saldırdım
senden sonra
Çoğalmalar adına
Dehlizlerden geçtim kentin
Anıların arasında nadasa
bırakılmış hayallerin sesini dinledim
Benzerlerine
rastladım Rastlantıları benzettim
Sonu esaretle biten aşk
öykülerine uğradım;
Ülkemin özgür kalmış
çoğrafyalarında
Okumayan bilmez, gezen orospu
olur
Konulu müzaharelerden
geçtim.
Yedi cüceleri gördüm
metropolün ormanında.
Büyük bir itinayla cadı avına
çıkmışlardı,
Birbirlerinden şüphe
ederek
Şüpheleri; prensesin uyanmış
olabileceği ihtimaliydi
Prenses uyanırsa cadıya
dönüşüverecekti
Ve herkese verecekti sihirli
kırmızı elmasından bir ısırık
Gördüm cücelerin telaşını,
geçtim içlerinden
Delilik elbisemi giydim
üzerime; en erdemli halim
Beyaz kadınları gördüm ve
kollarına girmiş pinokyoları
Toprakta yerini sağlama
almayan ağaçların içini marangozlar doldurur
Ve süper marketlerin hediyelik
eşya reyonunda
Gelişigüzel
satışa sunulur.
''Tezgaha düşmedi henüz bu
tahta oyuncaklar
Kelepire düşünçe daha da
ucuzlayacaklar
O zaman alırsın bir yerine beş
tane
Bu ablalar yeni oyunlar
bulacaklar'' dedi mendilci küçük kız
Tuhaf şey geceleri sokakta
uyurken
Çözmek hayatın sosyolojik
şifresini
Ergen olmamış bir aklın
refakatında
Hayretlendim, aldım uykumu ve
rüyalarımı
Yoluma devam ettim.
İnançlı evlerinde kibirle ne
kadar azaldıklarını
Ne kadar çoğalabildiklerini
gördüm.
Tanrı gölgelerinin
Çelişkiyle silüetimi düşürdüm
tapınaklarına
Sonunda , vazgeçtim Gittim
günahlarımı çıkardım, kentin aylaklarına
Geceydi ve gidilecek çok yer
vardı bu hikayede
Odalarına girdim yerilen,
yenilen kadınların
Çığlık çığlığa kadınları
gördüm büyük sessizliklerinde
Ne kadar çoktu kalabalıktı her
biri kendi içinde
Düşünçelerinde kentin
yargıları
Teslim etmeyip anahtarını
gizli mabetlerinin
Bekaretlerini saklayıp tendeki
siyah noktada
Yanlızlığını bozduran
kadınları gördüm.
Tek kişilik sevişmelerden
çoğalmalar olmayınca
Her kadın kendinden gebe
kalırmış
Her aşk bir orospu
doğururmuş
Sonucu ile yürürken şehrin
caddelerinde
Geçtim ikiyüzlülüğünden
cücelerin
Beyaz kadınların , tanrıların
ve solukladığım çağın
Çok gezmenin toplumsal
etiketlerini çıkarttım üzerimden
Soyundum,
çırılçıplak
Gecede kaldım...
2004/ Aslıhan Aliyazıcıoğlu
ALINTIDIR
February 26
KUTSAL
İnanılan Düşünülemeyen Korkulan
‘Şimdi’nin genetik haritasında fahişe bir gendir kutsal kelimeler
Kelimeler ‘kutsal’a ölümsüzlük ve ölüm sağlar Kelimeler ‘kutsal’ı yeryüzüne indirir ve Kutsal ne varsa düşmanıdır insanlığın Kutsal ne varsa sahibidir insanlığın
Kutsal, kullanılır Kutsal, yaratılır Kutsal, çiğnenir
Kutsal, bazılarını sınırlar Kutsal, bazılarını öldürür Kutsal, bazen korur
Kutsal, ancak ve ancak kelimelerle anlam kazanır
Kutsal dediğimiz her şey; bir gün en büyük düşmanımız olacak. Ya da o gün anlayacağız gerçek düşmanımızı…
Kutsal, tek kelimeyle YARATILANDIR. Ama yaratılan KUTSAL değildir…
Alıntıdır
December 04
|
ECCE HOMO Evet, biliyorum nereden geldiğimi Daim aç bir alev gibi Yakıp tüketirim kendimi Işığa döner anladığım herşey Geride bıraktığım ne varsa kül Ateş benmişim demek ki
Friedrich NİETZSCHE
| |
|
YALNIZ
Haykırışan kargalar Darmadağın uçuşuyor kente doğru. Neredeyse yağacak kar Yeri yurdu olana ne mutlu!
Donmuş kalakaldın, Hanidir gözlerin arkada! Boşuna kaçışın, ey çılgın, Kıştan uzaklara!
Dilsiz ve soğuktur binlerce çöle Açılan bir kapıdır dünya! İnsan senin yitirdiğini yitirse Bir yerlerde duramaz bir daha!
Sen şimdi solgun, sarı Kış gurbetlerine lânetli, Hep soğuk gök katlarını Arayan bir duman gibi.
Uç git, kuş, söyle ezgini Issız çöl kuşlarının sesiyle! Göm, gizle, ey çılgın, kanayan kalbini Buzların, alayların içine!
Haykırışan kargalar Uçuşuyor kentten yana, dağınık; Neredeyse yağacak kar Yeri yurdu olmayana çok yazık!
F. Nietzsche (çev. Behçet Necatigil)
|
|
|
|
Nietzsche | | September 28
ÇILDIRMIŞ BATAKLIK ŞİİRİ
çıldırmak üzereyim. selam diye dua ile çağırdığım nurlar, yerlerini değiştirdiğim gök pınarların, yıkılmaz sandığım dünya,ayan. gecelerinin her biri öyle zehir ki, fışkırıyor ellerimden sevgilimin dokunuşları kanıyor yaraları,hemde iftarı açmamış.
bir ses.. bir nefesin ardındamıydı hayat? ölümle konuştuğum, diriyi anlamadığım o kabuslar. uh- diye inliyordu uykudan uyanırken beni önce korkutuyor,sonra ağlatıyor ama sonunda sevindiriyordu.
nihayetinde bilinci kapanmıştı yatalak bir şiir yazmıştı ortasında üç buçuğun, dinliyordu müziklerinizi batar gemiler, dümenleri kırılır hayatının, ayaklarımı bir uzattım, ayaklarımı kırdın kadın.
ne soğukmuşsun ve ne boğuk. -hadi bir çığlık daha fırlat. ben bir anlamsız. sen beni anlamamak için yaratılmış. ve ben artık değişmeyeceğinden habersiz.
içim kıkırdıyor ulan,içim kıkırdıyor. organlarımın iflası gelmek üzere, gözlerime ani bir timsah tepmesi gözyaşı imgeleri,sürtük bir sayfadan sallanan şiir gibi. seni doğurduğum geceler şahit. öldürdüğüm akşam üstleri. duşlar, sevişmememizin üzerine aldığım kuşlar, pencere önüme artık uğramayan ve duruşlar yapa yalnız. aslında o kada bizsiziz ki yaşayamadığımız herşeyi, hayalle örtüştürüp fırlatıyoruz kara kulaklı, kara bataklıklara. Umut,Nerdesin? Çık artık ortaya ,Allah Aşkına.
ALINTIDIR

YOKLUĞUNDA ACIRIM
_______Ateşi Gözlerinden almıştım Açlığınca kanadım En uzak ihtimallerle Dokundum Yokluğuna Ve Sırtıma geçirip Nedensizlikleri Poyraz vurdum yüzüme Ay Kanatırken ışığını Sus Zamanların göğsünü yırttım
yokluğunun dumanıdır yüzüme vuran eylül senle bahardı oysa
neden yoktun . .. …
yokluğunca acırım bilmez misin
gezinip uzaklığının sürgün çizgilerinde sigara gibi söndürüyorum geceyi lacivert rüzgarların memesinden içip dünü bugüne susuyorum/ bilmez misin … ıdır yüzüme vuran eylül senle bahardı oysa
neden yoktun . .. …
yokluğunca acırım bilmez misin
gezinip uzaklığının sürgün çizgilerinde sigara gibi söndürüyorum geceyi lacivert rüzgarların memesinden içip dünü bugüne susuyorum/ bilmez misin …
ALINTIDIR
September 18
Alıntı
HESAPLAŞMA / AYNA
HESAPLAŞMA
Bir kadının acizliğinden krallara layık bir sofra kurdu küçük bir adam.....
Bütün şehre,ailesine,çocuklarına kale oldu küçük bir kadın....
"Ejdarha olsa kar etmez" diyen şairin sesiydi kulaklarında çınlayan.
Ses kesilse yıkılacaktı duvarlar..
Kadın haykırdı!
"EJDERHA OLSA KAR ETMEZ!!!!!!"
Kadın Kaybedecekti belki..,nice kadınlar ,çocuklar düşecekti o karanlığa.
Elbet birgün o karanlık kendi boşluğunda yok olup giderken,yuttuğu bedenler,beslendiği ruhlar
Tek tek hesap soracaktı kendisinden.....!
AYNA
SEVGİ!!!
çiçeklerin büyümesini izlemektir

mektup yazmaktır

hep O'nu düşünmektir

birlikte vakit geçirmektir

dalgaların sesidir SEVGİ

kuşların kırıntıları yiyişini izlemektir

birlikte AYNI yöne bakmaktır

eşit olmaktır

vahşi dalgalara yelken açmaktır

yağmura aldırmadan yürümektir

uçurmaktır sevdiğini

piknik yapmaktır

yanağını okşamaktır

ve küçük bir busedir
 September 07
İLK VASİYET
Oğlum Deniz'e
1 Ben bütün yenilgileri yaşadım Kalmadı sana hiçbir şey Oğlum, biricik muradım Bir su damlasıdır kapıyı gözler
Tükürür gibi bakıyor yüzüme dünya Kırılmış ağacımın o tek sürgüsünü Oğlum, biricik muradım Benden ötelere döndür yüzünü
2 Uzun bir sözcükse ömrüm Oğlum, son iki hecesin sen Günüm geceye ilikli Yanımda yok bir kimsem
O küçücük odada soluğun Mavi resimler çizer havaya Avludaki kiraz içini çeker Elma, armut, akasya
Artık evin erkeğisin sen Erkencisin bu konuda Seninle büyüyecek bil ki Uzaktaki şu baba
3 Geçip gidiyor günler Boğuk bir sis altında Elimin ucunda defter Köpürüp duruyor boyuna
Ne yazdımsa oğlum Bugüne kadar böyle Sanki bir yaz günü Savruldu akşam esintisinde
Geçip gidiyor günler Evim uzak, yol yakın Ölüme kedere, acıya Cinner, cehennem, intihar…
4 Gecenin son otobüsü Hoşçakal oğlum Alnımda bir seğirme Yüreğimde hüzün
Gecenin son otobüsü… Şimdi soluk bir ışık Gençliğimin kenti Dönüş yok artık
Gecenin son otobüsü.. Götür beni uzaklara Gecenin son otobüsü Oğlum gelir nasılsa
5 Yağmurun diliyle konuştum Uzandım taşların eliyle Oğlum seni düşündüm Galata'da eski bir evde
Denizin dikeninde uyudum Uyandım ter içinde Oğlum seni düşündüm Geçmiş zaman kipinde
Yolların arklarından baktım Gözyaşların merceğiyle Oğlum seni düşündüm Hasretlerin ikliminde
Deniz...ölümde bile…
6 Oğlum unutma adını Sana boşuna konulmadı o Oğlum unutma adını Göğe çizilen resimleri hatırla Oğlum unutma adını Dağları teğelleyen suları Oğlum unutma adını Kardeşliği, cesareti ve yanılgıyı Oğlum unutma adını Tarihe karşı yürüyen bedenleri hatırla Oğlum unutma adını Ve tarih olan sonra Oğlum unutma adını Hep ipte olacak boynun Oğlum unutma adını Yaralı, acılı bir yurdun Oğlum unutma adını Kanı, çiçeği olarak...
Deniz...unutma adını…
AHMET ERHAN
SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden, Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
YAHYA KEMAL BEYATLI August 14
SABRI ANLAT BANA
Sabrı anlat bana... Mağlubiyetlere dayanmayı öğret ruhuma Bir ışık yak aydınlansın ufuklarım Söyle ne vâkit sona erer bu amansız sınanma?
Özlemi anlat bana... Göğünde kanat çırpan vuslat kuşları Nereye konarlar yorulduklarında? Ayaz yemiş sevdaların bakışlarındaki Ümitsiz ümitleri anlat. Yalnızlığın dili olsaydı sormazdım sana...
Sevgilerin nihayetini anlat... Nasıl biter bir sevda? Yakıp, yıkılan umutların külleri Nereye savrulur sonunda? Ben sustukça sen anlat... Hüzünlerine geldim, Bir damladan derya yaptığım hasret Ve Dinmek bilmeyen bir sancıyla. Al kat acılarımı acılarına...
Hep vuslatı düşünürken savruldum Yüreğimin esir rüzgârlarıyla. Hayat körebe oyunuydu Sobelendim yaşanmamışlıklara. Anlat, merak ediyorum Her zaman ışık var mıdır, tünellerin ucunda?
SÖZ BİTTİ
Söz bitti..... Herkes için Söylenmesi gereken hiçbir şey söylenemese de Yazılması gereken her şey ziyadesiyle iletildi. Yaşananlar tek kişilik bir pantomim gösterisiydi Adam çıktı sahneye ve kustu gözyaşını Seyirci kalanlar gülümsediler Perde kapandı. Tek bir alkış sesi duyulmadı Sadece yüreğinin sesi yankılandı kulislerde Söz bitti..... Hepimiz için Artık seyirci almıyor düşlerine Duyamadığı seslere aldırmıyor Yalnızca makyajı bozuluyor gözyaşlarıyla Sahnenin orta yerinde.
ALINTIDIR
UYKULARIN KAÇARSA GECE
Uykuların kaçarsa gece, İşte böyle kalemi, kâğıdı alırsın eline. Geçmişi Acı-tatlı haliyle anımsarsın, Damla damla dökülürcesine yazarsın.
Bu dünyadan göçen sevdiklerin Canlanır gözünde Yaşıyor gibi. Gözlerinde Bir damla yaş olmadığı halde, Kan basar sanki gözlerini, Ağlıyor gibi.
Uykuların kaçarsa gece, Ölüm gelir aklına ister istemez. Bir dal kırılır yüreğinde, Başka denizlere akar ırmakların Hararetten kurur topraklar Şırıltısı kesilir pınarların.
Uykuların kaçarsa gece, Hep kötü şeyler gelir aklına. Ayrılıklar, özlemler İhanetler gelir dikilir karşına Dalarsın dipsiz kuyulara Uykusuz gecelerde. Sevdiğini kaybetmekten korkarsın Ağlarsın hiç sebep yokken Karanlıkta bir çift ışık ararsın, Koca ampüller tepende yanıyorken.
Uykuların kaçarsa gece, Eski sevdiklerin gelir aklına. Hepsi gelir Toplanırlar başına. Tutmak ister, tutamazsın, Dokunmak ister, dokunamazsın. Yakınlar uzak olur Kalabalıklar yalnızlığın, Hayal mi gördüklerin, Yoksa gerçek mi? Anlayamazsın.
Uykuların kaçarsa gece, Yastık diken olur Batar yüzüne. Eski hatıralar Serilir gözlerinin önüne... Gece bitmez Yıl gibi uzayıp gider. Eski sevgililer gezinir gözlerinde Bölünür yürekler. Derken, Güneş koşar imdadına, Pencerenden bir dost gibi girer. Işığı yüzüne vurur Rahatlarsın. Herkesin uykudan uyandığı saatte Sen, Derin bir uykuya Yalnızlığın karanlık odalarına dalarsın.
ALINTIDIR
June 16 HAYATTAN NE ÖĞRENDİM?
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım. Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum. Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi... Ağladım. * * * Yaşamayı öğrendim. Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim. * * * Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla... Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim... * * * İnsanı öğrendim. Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu... Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim. * * * Sevmeyi öğrendim. Sonra güvenmeyi... Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim. * * * İnsan tenini öğrendim. Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu... Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim. * * * Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim. Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim. * * * Ekmeği öğrendim. Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini... Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim. * * * Okumayı öğrendim. Kendime yazıyı öğrettim sonra... Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana... * * * Gitmeyi öğrendim. Sonra dayanamayıp dönmeyi... Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi... * * * Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta... Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım. Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım. * * * Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim. * * * Namusun önemini öğrendim evde... Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim. * * * Gerçeği öğrendim bir gün... Ve gerçeğin acı olduğunu... Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim. * * * Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
CAN DÜNDAR
June 06

KORKU
"aramızda saatler vardı..."
ellerimi uzatıyordum tırnaklarım uzayacak kadar bir zaman geçiyordu aramızdan tutmuyordun ellerim ağlıyordu korkuyordum n’oluyordu anlamıyor ağlıyordum
işte bu oluyordu
bir gemi geçiyordu penceremin önünden ve bilirsin gemiler ağır gider bir bakıyordum çerçevemin en sağında bir bakıyordum ki yok ve bir gemi yanıyordu sol tarafımda
işte bu oluyordu
istiklal’de hayat akıyordu kordon’da gözümün önünde uluorta şakıyordu yaz ve uçuşan bilumum böcek biri gelip omzuma konuyordu mevsim ense kökümden sızıyordu korkuyordum n’oluyordu terliyor erteleniyor sereserpe seriliyordum yoksa sevdan yoruluyor muydu oysa aynı seviyordum dünkü gibi yarın kadar çok öbürgün denli salkım saçak senelere bölüne bölüne hüznümle bir kaldırımlara çarpıla çarpıla korkuyor kanıyordum izmir yanıyordu bu arada
işte bu oluyordu
aynı çift geçiyordu sokağımdan adamın omzunda asılı akordiyondan artık sevmeyeceğim dağılıyordu sokak sokak deniz deniz izmir izmir artık sevmeyecek miydin n’oluyordu ah benzim soluyordu oysa bir kemanım vardı artık benim çalışıyordu ama çalmıyordum kadın çocuğunu elinden tutmuş sürüklüyordu çalmıyor çalışıyorlardı ne güzeldiler aileydiler ellerim uzanıyordu görmüyordun tırnaklarım uzuyordu ailesi ve senden başka bir gailesi yoktu tırnaklarımın bakıyordum ne çoktu çok oluyorlardı daha dün kısacıkken ah... aramızda bir zaman ki boy atıyordu durmadan durmadan durmadan sürükleniyorduk çocuk ve ben çocuk ağlıyordu ben ağlıyordum
işte bu oluyordu
nefes diye seni alıyordum nota diye seni veriyordum alıp veremediğim hiçbir şeyim yoktu bölüşmüştük seni plakta dönen dönerken başımı döndüren kızıl saçlı kadın şarkıcıyla usul usul söylüyordu çığlık çığlık ölüyorduk fısır fısır bile söylemiyordun iç bir şey söylemiyordun kulaklarımla içli dışlı korkuyorduk bir arada n’oluyorduk bilmiyorduk silmiyorduk onlar öylece akıyordu mevsim nasıl akıyorsa ense kökümüzden hevesimiz aynıydı yaş yaş’tı telaş telaştı yanaklarımızda
işte bu oluyordu
bir gün ve bir gece geçiyordu aramızda saatler uzuyordu virginia... ah virginia... gülkurusu boyalı duvarlarıma gecelik giymiş bir yaz böceği gibi çarpıp çarpıp düşüyordu
bir yaz böceği gibi ölüyor bir yaz böceği gibi bir yaz böceği bir yaz; bir oluyor ve ölüyorduk hep beraber
ardımızda bir mektup bile bırakmadan.
JD
"Aramızda saatler vardı": Michael Cunningham’ın ardında bir mektup bırakarak ölüme giden ünlü ingiliz yazar Virginia Woolf’un hayatından alıntılarla yazdığı Saatler adlı romanında geçen bir cümledir.
Artık sevmeyeceğim:Suat Sayın
December 22 pervane
Kırılır mı zamanın kanadı Kalır mı tenhada Suskusunu hıçkırıp Dağılır mı sözcüklerde sahipsiz pervane Kime isyan Neyedir açlığın Hangi zülfü gölge dilberin Yüreğine çöreklenir gözlerin
___Sus Dilim Sus kalem Öl aşk
____Kendini kendinden doğurur acılarım her sabah
Kınalı baharlar beslediğim ellerim İlk sürgününü veremeden Düştü tuzağına zemherinin olsun hayat bize bir gün tebessüm edecek Bu acı bu hüzün bırakmasa da yakamı Sana hiç merhaba demeden gideceğim Göz yaşın tuzludur bilirim Ve titrerse sesinin kimsesiz yanı Ölürüm
Hevesi kursağında kalsın sevdanın
Zannettiklerimiz kadar sahteymiş an
Acılarımın acınacağı hiç aklıma gelmezdi
Ulan sol yanın diyorum Yarım yanım diyorum
Alıntıdır / Murat Şahin
November 13 
Seni, sende, sana rağmen yaşıyorum ben... Hep sen, benimle tamamlanmış eksikSeni, sende, sana rağmen yaşıyorum ben... Hep sen, benimle tamamlanmış eksiklerine bakıp daha fazlasını isterken, ben sende yeni boşluklar yaşıyorum... Daha çoğunu isterken sen, bense yarımlarında kayboluyorum... Bir ada değil bir kıta vardı karşımda keşfedilecek, ama geriye dönüp bakınca sadece bir arpa boyu ilerlediğimi görüyorum sende... Üstelik ben bir adım ilerlerken sana ulaşmak için, sen hızla uzaklaşıyorsun benden, kaybolup giden bir serap hızıyla...
Kaç kez vazgeç dedi bu yürek, kaç kez yolun kenarındaki ormana girip yok olmak istedi... Yaşadığım neydi? Senin varlığını bilmek bile yeterken bana, sende kendimi yok hissetmek, “yok” olduğumdan başka ne düşündürebilirdi ki bana?..
Oysa düşünsene, ne coşku doluydu yüreklerimiz başlarken yeni bir hayata... Gecelerimizi de, gündüzlerimizi de adamaya hazırdık birbirimizde, koşulsuz, içten ve sımsıcak duygularımızla... Yaşadığımız her an unutulmaz, doyumsuz ve vazgeçilmez olacaktı... Sen bir sonbahar rüzgarında savrulmuş bir gül yaprağı bense taç olacaktım sana... Şimdilerde, kim savruluyor ve kim onu sarmaya çalışıyor karıştırıyorum artık... Ben bu uykuları, böyle uykuları unutalı çok olmuştu... Acı uykusu, hüzün uykusu, korku uykusu... Bir gece birinin, diğer gece bir başkasının sonsuzluğunda kayboluyorum...
Ne garip ki kendimi kuşatma altındaki bir ordunun komutanı gibi görüyorum bu günlerde... Ne çok askerim var bana ihanet eden... Düşmanla savaşmak değil, bu arkadan vuruşlar beni kahreden... Bir beyaz bayrak ve teslimiyet şu anda görünen... Ama çok sürmez esaretim biliyorum, içimdeki bu yenilginin acısı sürse de yıllarca, bir yolunu bulup kavuşurum özgürlüğüme...
Şimdi gitmek zamanı belki, geride yaşanmış yada yarım kalmış anları bırakarak... Sen de tüm ürkekliğinle, tüm hatalarınla, tüm eksiklerinle, tüm haklı gördüğün yanlarınla başbaşasın şimdi...
Hep bir şeyler tamamlanacak değil ya, bu da böyle yarım kalsın...
 November 05 KAVŞAKİnce uzun bir iskelenin ucunda, denize dikmiş gözlerini, kımıldamadan, öylece duruyor adamın biri akşam üzeri.
Önünde su, arkasında kayalar, unsurların kavşağında kalakalmış sanki. giderek kararıyor çevresinde suların rengi.
Ya bir gemi var bu saatlerde beklediği, ya da sulara bırakıverecek kendini. öylesine ince bir denge ki!
Roni Margulies
|