ONUR's profileANDROMEDAPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
September 28 ETME-YILMAZ ERDOGAN-MEVLANAETME ( Şems’in gidişinden sonra Hz. Mevlana’nın dilinden dökülen sözler ) "artık burda durulmaz "der dostuna; acıtmaya başlamıştır gül bahçesini,dikenliklerden atılmaya başlayan taşalar ; Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil OKUYAN-YILMAZ ERDOGAN May 31 Tükeniyorum Rabbim / ALINTIDIR![]() بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Tükeniyorum Rabbim! Yalnız kaldığımı düşünüp, varlığının her an, her noktada tezâhür ettiğini, beni devamlı koruyup gözettiğini, gönlümden geçenlere dahî cevap verdiğini unuttuğum zaman, “Rabbim” demeyi unuttuğum an tükeniyorum! Diriliyorum Rabbim! Sana yaslandığım, Sana güvendiğim, Sen’inle başlayıp, Sen’inle devam ettiğim, tüm işlerimi Sana havâle ettiğim an! “Ne güzel Dost’sun” dediğim zaman diriliyorum. Tükeniyorum Rabbim! Tüm sevdiklerimden; anne-babamdan, cânandan, ten kafesindeki cândan daha yakın olduğunu bilerek, ellerimi Sana açmayı, Sen’den netice, Sen’den çâre beklemeyi unuttuğum zaman! “Bu dertler neden bana?” dediğim an tükeniyorum. Diriliyorum Rabbim! Havayı soluyup Sen’inle dolduğum, gözümü açtığımda Sen’i bulduğum, en sağlıklı irtibatı Sen’inle kurduğum, tüm dünya bana küsse de Sen’in dostluğunu ümid ettiğim an! “Kahrın da hoş , lütfun da hoş” dediğim zaman diriliyorum. Tükeniyorum Rabbim! Hayat enkâzı altında kaldığımda, çekiç misâli zaman beynime vurduğunda... Hayal, ideal diye, küçük hedefler peşinde koştuğumda... Dünya meşgalesine dalıp, bir cenneti, bir azabı, bir de ölümü unuttuğumda... “Beni affet” demeyi azalttığımda tükeniyorum. Diriliyorum Rabbim! Yandığımda Sen’inle söndüğüm, Seni hatırlayıp rûhumu güldürdüğüm, O sırlı gücünden kuvvet aldığım, Sen’inle yürüdüğüm, dua ederek Sen’inle konuştuğumda... İçimdeki tüm ırmaklar sana kavuştuğunda... Ruhum kitabın ve secdenle buluştuğunda… “Ya Rab, bırakma ellerimi” dediğimde diriliyorum. Yeniden cânlanıyor, cânıma cân katıyorum! Cânımda Sen’i buluyorum! Sen’inle huzur doluyorum! Dirilişlerim, dostluğunun tercümesidir. Sen’i yâr bilişimin, yoluna serdâr oluşumun, sözlerinle hemhâl oluşumun işâretidir. Dirilişlerim, sana açılan tüm kapıların anahtarıdır... O kapılar önünde gösterebileceğim en güzel beraattır. Dirilişlerim, tüm yangınlardan firar edişim, sonu olmayan bir tebessümdür! Ruhumun ebedî dosta, yegâne vuslata ilerleyişidir. “La ilâhe illallâh”, Sen’den başka yok ilâh diyerek, kendimi Sana emânet edişimdir. Durdur tükenişimi. Kabul buyur dostluğuna. Dirilt beni Rabbim!.. May 07 AYNA / Aslıhan Aliyazıcıoğlu
![]() AYNAGizli yüzlerin arasındaSaklamayı beceremediğimAynalarım varTutarımKamaşır kalbinizNerdedirDerinliklerde çıkarmaya üşendiğiniz merhametinizDeliyim benÇıkar tanımaz özgüvenle yıkarım üzerinize duvarlarıEzilirsinizYok ediciniz olurum vicdanız daSilerim yalın olmayan halleriniziAnlamazsınız ne olduğunuKustuklarımdan hangisinin içinize dolduğunuSeçemezsinizAlgı yoksunluğu içindeUtanmazsınızYüzünü güneşin bile parlatamadığı sokak çocuğunaYaklaşmazsınızYolunuzu değiştirirken üzerinize sıçrayan çamuruGörmezlikten gelirsinizKirli ruhunuzdaKarşılığı olmayan sözcükler biriktirirsinizAdressiz gülüşmeler gönderirsiniz, bana yansımayanBen sizden değilimİçinizde varlığımı barındırırkenGönül alemim tel örgülerle çevriliİçeri giremezsiniz..Gizli yüzleriniz için saklamayı beceremediğim aynalarım varTutarım yüzünüzeKamaşır gözleriniz…ALINTIDIR SENDEN SONRA/Aslıhan Aliyazıcıoğlu![]() SENDEN SONRA
Yanılgım en büyük yanılgım Cam kırıkları üzerinde yaşadığım aşk tufanım Yeni yolculuklara saldırdım senden sonra Çoğalmalar adına
Anıların arasında nadasa bırakılmış hayallerin sesini dinledim Benzerlerine
rastladım Sonu esaretle biten aşk öykülerine uğradım; Ülkemin özgür kalmış çoğrafyalarında Okumayan bilmez, gezen orospu
olur Konulu müzaharelerden geçtim. Yedi cüceleri gördüm metropolün ormanında. Büyük bir itinayla cadı avına
çıkmışlardı, Birbirlerinden şüphe ederek Şüpheleri; prensesin uyanmış olabileceği ihtimaliydi Prenses uyanırsa cadıya dönüşüverecekti Ve herkese verecekti sihirli kırmızı elmasından bir ısırık Gördüm cücelerin telaşını, geçtim içlerinden Delilik elbisemi giydim üzerime; en erdemli halim Beyaz kadınları gördüm ve kollarına girmiş pinokyoları Toprakta yerini sağlama almayan ağaçların içini marangozlar doldurur Ve süper marketlerin hediyelik eşya reyonunda Gelişigüzel satışa sunulur. ''Tezgaha düşmedi henüz bu tahta oyuncaklar Kelepire düşünçe daha da ucuzlayacaklar O zaman alırsın bir yerine beş tane Bu ablalar yeni oyunlar bulacaklar'' dedi mendilci küçük kız Tuhaf şey geceleri sokakta uyurken Çözmek hayatın sosyolojik şifresini Ergen olmamış bir aklın refakatında Hayretlendim, aldım uykumu ve rüyalarımı Yoluma devam ettim. İnançlı evlerinde kibirle ne kadar azaldıklarını Ne kadar çoğalabildiklerini gördüm. Tanrı gölgelerinin Çelişkiyle silüetimi düşürdüm
tapınaklarına Sonunda , vazgeçtim Geceydi ve gidilecek çok yer vardı bu hikayede Odalarına girdim yerilen, yenilen kadınların Çığlık çığlığa kadınları gördüm büyük sessizliklerinde Ne kadar çoktu kalabalıktı her biri kendi içinde Düşünçelerinde kentin yargıları Teslim etmeyip anahtarını gizli mabetlerinin Bekaretlerini saklayıp tendeki siyah noktada Yanlızlığını bozduran kadınları gördüm. Tek kişilik sevişmelerden çoğalmalar olmayınca Her kadın kendinden gebe kalırmış Her aşk bir orospu doğururmuş Sonucu ile yürürken şehrin caddelerinde Geçtim ikiyüzlülüğünden cücelerin Beyaz kadınların , tanrıların ve solukladığım çağın Çok gezmenin toplumsal etiketlerini çıkarttım üzerimden Soyundum, çırılçıplak Gecede kaldım... 2004/ Aslıhan Aliyazıcıoğlu ALINTIDIR Özkök'ün yazısı katliam köyünde mezar taşındaÖzkök'ün yazısı katliam köyünde mezar taşında'Her erkek o bedeli ödeyecek' Özkök'ün yazısı katliam köyünde, bir mezar taşının üzerinde görüntülendi.
April 05 Three Days Grace - Never Too LateThree Days Grace This world will never be what I expected Bu dünya hiçbir zaman beklediğim olmayacak And if I don't belong Ve ait olmasam Who would have guessed it Kim tahmin edecekti I will not leave alone Yalnız gitmeyeceğim Everything that I own Sahip olduğum her şey To make you feel like it's not too late Sana çok geç değilmiş gibi hissettirmek için It's never too late Hiçbir zaman çok geç değil Even if I say it'll be alright İyi olacağını söylesem de Still I hear you say you want to end your life Hala senin hayatını sonlandırmak istediğini duyuyorum Now and again we try Şimdi ve yeniden deneriz To just stay alive Sadece hayatta kalmaya Maybe we'll turn it around Belki her şeyi değiştireceğiz 'Cause it's not too late Çünkü çok geç değil It's never too late Hiçbir zaman çok geç değil No one will ever see this side reflected Kimse bu tarafın yansıdığını görmeyecek And if there's something wrong Ve bir şey yanlışsa Who would have guessed it Kim tahmin edecekti And I have left alone Ve yalnız gittim Everything that I own Sahip olduğum her şey To make you feel like it's not too late Sana çok geç değilmiş gibi hissetirmek için It's never too late Hiçbir zaman çok geç değil Even if I say it'll be alright İyi olacağını söylesem de Still I hear you say you want to end your life Hala senin hayatını sonlandırmak istediğini duyuyorum Now and again we try Şimdi ve yeniden deneriz To just stay alive Sadece hayatta kalmaya Maybe we'll turn it around Belki her şeyi değiştireceğiz 'Cause it's not too late Çünkü çok geç değil It's never too late Hiçbir zaman çok geç değil The world we knew Bizim bildiğimiz dünya Won't come back Geri gelmeyecek The time we've lost Kaybettiğimiz zaman Can't get back Geri dönemez The life we had Sahip olduğumuz hayat Won't be ours again Yeniden bizim olmayacak This world will never be what I expected Bu dünya hiçbir zaman beklediğim olmayacak And if I don't belong Ve ait olmasam da Even if I say Even if I say it'll be alright İyi olacağını söylesem de Still I hear you say you want to end your life Hala senin hayatını sonlandırmak istediğini duyuyorum Now and again we try Şimdi ve yeniden deneriz To just stay alive Sadece hayatta kalmaya Maybe we'll turn it around Belki her şeyi değiştireceğiz 'Cause it's not too late Çünkü çok geç değil It's never too late Hiçbir zaman çok geç değil It's not too late Çok geç değil It's never too late Hiçbir zaman çok geç değil Three Days Grace - Never Too Late Yükleyen thunderking85 February 26 Kutsal / NECAT DİLACERKUTSAL
İnanılan
Düşünülemeyen Korkulan ‘Şimdi’nin genetik haritasında fahişe bir gendir kutsal kelimeler Kelimeler ‘kutsal’a ölümsüzlük ve ölüm sağlar Kelimeler ‘kutsal’ı yeryüzüne indirir ve Kutsal ne varsa düşmanıdır insanlığın Kutsal ne varsa sahibidir insanlığın Kutsal, kullanılır Kutsal, yaratılır Kutsal, çiğnenir Kutsal, bazılarını sınırlar Kutsal, bazılarını öldürür Kutsal, bazen korur Kutsal, ancak ve ancak kelimelerle anlam kazanır Kutsal dediğimiz her şey; bir gün en büyük düşmanımız olacak. Ya da o gün anlayacağız gerçek düşmanımızı… Kutsal, tek kelimeyle YARATILANDIR. Ama yaratılan KUTSAL değildir…
Alıntıdır
December 04 Ecce Homo / NİETZSCHE
YALNIZ / Nietzsche
Yalnız Kalan Kadınlığım / Aleyna Fatma Erdem
October 15 Bana Dağları ve Göçebeliği Anlatma / Pelin ONAYBana Dağları ve Göçebeliği Anlatma
Kaz dağının eteklerindeki çocuk yatağımdan ayrıldığımdan beri alışamadım şivesi bozuk söylemlerin delirten yabancılığına. Yoksa dağlarda doğdum. Sen şimdilerde o güzelliği içerken, ben yedi yaş kollarımın direnciyle, kaynak sularının içinde çocukluğuma kulaç atıp, doğayla sevişiyordum. Türküler dinliyordum dağ köylerinde inceden ince, yana yakıla. Sahi, çocuk aklımla dağda yaşamak için evden kaçtığımda, beni bir çobanın sürüsünü otlatırken ormanda bulup getirdiğini söylemeyi az daha unutuyordum. ...bana dağları ve göçebeliği anlatma... Maden ocaklarında kaybettim renkli tokalarımı. Göçük altında kalan ustalarıma ağladım. Bir çocuktum bende, babalarını bekleyen diğer çocuklar gibi. Onlar kavuşamadığı içindir belki, ben de babama hep uzak kaldım. Fırlattı ve sürükledi deli bir fırtına bedenimi caddenin tam ortasına. Çöp adamın çöp kızı gibi bir şeydim. Yüzünü hatırlamadığım bir amca kurtardı beni. O amca peşimden koşup yakalamasaydı, rüzgarın uçurup da bir arabanın önüne attığı küçük bir bedendim şimdi. Garsonları çileden çıkartıp, koştururdum ardımdan. Sakin durmak yaradılışıma tersti sanki. Ne zaman ortadan kaybolsam, beni ya sahnede ya da diğer masalara şarkı söylerken bulurdu ailem. İnsan yedisinde neyse öyle devam ediyor ya, hala delicesine tutkunum şarkılara ve onları dillendirmeye. Ve hala daha beni şarkı söylerken buluyor dostlarım ortadan kaybolduğumda. Şarkılarım en çok da, mutlu geçen çocukluğumun, dağ yamaçlarında yaşayan dingin kahkahalarına. ...bana dağları ve göçebeliği anlatma... Demir parmaklıkların ardından kokladım can parçamı. Küçüktüm, o hep gülümserdi, ben mutlu sanırdım. Elleriyle yaptığı yanık tabloları gönderirdi bize, tablodaki çocuk ağlardı, ben susardım. Bilemezdim o zamanlar içindeki çocuğun ağladığını. Şimdi biliyorum ve susamıyorum artık. Suskulara çelme taktım. ...bana dağları ve göçebeliği anlatma... Parçaladı avucumu avucum kadar bir şişe. Kanadım ve bağırdım, toparlarken elimi doktorlar. O zaman anladım sanırım, küçük şeylerin bile büyük acılar verebileceğini. Öğrenmek istemiyordum, öğrendim. Yine de çıkartamadım hayatımdan küçük mutlulukları, çok sevilmemeyi bu yüzden istedim. “Çok” ile başlayan hiçbir şey mutlu etmedi beni. Belki de bu yüzden hep yollara düştüm. Otobüslerin buğulu camlarına yazdım özlemlerimi, her seferinde tamamlayamadan uyuya kaldım. Muavinler ne istediğimi sorarlardı, ben her zaman huzur demek isterdim. Yollar uzayıp giderdi, ben asıl huzurun içimde olduğunu bildiğim halde, yolların sonunu şoförle beraber beklerdim. ...bana dağları ve göçebeliği anlatma... Alakart yaşamlara da girdim, sokaktaki ayyaşla da içtim. Ayıramadım insanları kıyafetlerine göre. Ama itirafım olsun sana, ben sokağın insanlarını daha çok sevdim. Okula gidemeyen çocukların mendillerinde göz yaşı oldum. Yatağı sokaklar olan şarapçılarla sabahladım. Allah inandırsın seni, onlarla hem çok güldüm hem de kendimi tutamayacak kadar ağladım. Sokak kızı İrma olamayacak kadar büyüktüm ama denizi seyre dalıp geceyle bakışırken, serseri ruhumu çok geceler banklarda uyuttum. Böyle zamanlarda şiir oldum işte, mısraların içinden taştım.. dağıldım, toparlandım, uslanamadım.. ...bana dağları ve göçebeliği anlatma... Göz yaşlarının asil olduğunu ve yere düşmediğini öğrendim, bir yanımın kavuşmalara eksik kaldığı akşamlarda. Vedaları sevmedim, merhabaları canımın içine aldığım kadar ama hep yorgun tarafından tuttum aşk’ı, yaralı dudakları öptüm ve kimi öpsem, koklasam acılıydı sol yanından. Bu garip tesadüflere gülümsedim. Sevemedim korkuları, özellikle sevmekten korkanları anlamayı beklemedim. “Sevgi bir eylemdir kızım” demişti annem, bu güzel eylemleri, yaralanacağımı bilsem bile her seferinde gerçekleştirdim, tutuklanmadım ama isteyerek tutuldum. Ne kadar kalabalık olduğumu görüp de aslında çok yalnız olduğumu fark ettiğimde aşık oldum hüznüme. Hüzün güzeldir, onu coşkuyla ve umutla besledikçe. Hala hüznümle yaşıyorum, deli rüzgarlara ve yalnızlıklara rağmen, gözlerimde onu itinayla koruyorum. ...bana dağları ve göçebeliği anlatma... Uzak iklimlerin sevdalısı olduğum genç yüzlü zamanlarımda fark ettim, aslında uzaklığın sadece yürekler arasında olduğunu. Belki’leri sevemedim, bu yüzdendir bir şey ya vardır ya da yoktur diyerek cevap bekleyişlerim. Gerçek olan hiçbir özlemime isim koyamadım ama hep uzakta kaldı özlemlerim ve özlediklerim. Yüreğimi ateşe verdim ama yakmadım içindekileri. Gülmenin çocuklara nasıl da yakıştığını gördüğümden ve çocukları meleklerin güldürdüğünü öğrendiğimden beri gülümsüyorum, her şeye rağmen ve inat. Suskunluğu tehlikeli bir silah, yalanları keskin bir bıçak ve ihaneti en egoist duygu olarak resimledim. Okşadım vedalarımı, arkalarından el sallayamadan gönderdim. Düşler; umudun ve yaşamın annesidir. Ama sen sadece düşlerini sevdin. Ve bu yüzden uzakta kaldın en güzel çocuklardan. Ben sadece bir düş değilim, umudun ve yaşamın annesiyim. Bu yüzden de sakın; ... bana dağları ve göçebeliği anlatma... BEN DEĞİLDİM GİDEN / Feray KORKMAZBEN DEGILDIM GIDEN
Ben değilim giden! O kelimelerini midesine oturtmuş kifayetsiz yolcu, o dalgın, o hisli, o hissiz, o damgalanmış aşkını göğsünü kapatarak gizleyen kadın ben değilim... Şehirler geçiyor sağ tarafımdan; kocaman evler, yakılmış çınarlar, “burada hayat var” diyen ışıklar geçiyor. Sonra mevsimler geçiyor başımın üzerinden, bağrı yanık, bağrı açık aşklar geçiyor. Yıllar geçiyor “daha dün gibi ” dediğim anlar, yüzler, acılar... Ama bir delilik tıkanıyor boğazımda, bir hıçkırık mıh gibi saplıyor beni takvimin meydanına... Orada, o dakikada ıslak gözlerimi ayak uçlarıma dikip, buz kütlesi bir bedeni eritiyorum. Hayır! Ben değilim bu giden. Giden, başıbozuk bir gurur… İyi niyet müsveddesi sahte bir suret… O dipsiz, o kör, o sağır; o dur durak bilmeyen heves; o bile bile bir hayalin kanına giren zalim; o amaçsız; o bir var, bir yok hayalet ben değilim! Topraklar kayıyor uçurum kenarlarından. Ve sular, en çok onlar taşıyor nehir yataklarından. Kulağımın kenarından geçiyor bir kurşun, sonra bir bomba, bir kıyamet, binlerce alamet... Gözlerim yanıyor! Sol omzumdan uçuyor bir kartal, çığlık çığlığa. Zevkler geçiyor anlık, şiirler, keman konçertoları, yağlı tablolar, sulu hüzünler, faili meçhul cinayetler geçiyor. Sırtlarındaki bıçak izlerini gözüme sokan binlerce insan gidiyor hayatımdan! Kırmızı bir gök geçiyor gölgemi uzatarak, unutulmuş ülkelerin yok sayılan çocukları sütten kesiliyor birer birer... Yanımdan geçen her gerçek, kâbus oluyor az ilerde. Yaşlanıyor eller, alındaki lekeleri kapatmaya çalışan, bıçak izi gibi keskin çizgiler derinleşiyor. Dünya geçiyor yanımdan, dönerek, savrularak... Ben değilim bu giden! Giden uzun gemiler, kaptanlı, ağırbaşlı, dalga savaşçıları... Bu şehirden tren rayları uzar bilinmeze... Her giden ardında bıraktıklarıyla yaşar bedenimde. Hangi sokağın başına düşse yolum aynı küf, aynı is kokusu. Gitmek nedir bilemedim işte bu yüzden. Hep yolların karşısında elinde dünlerden kalma solgun umut demetleriyle bekleyen kadındım. BEN DEĞİLDİM GİDEN! Feray KORKMAZ September 28 ÇILDIRMIŞ BATAKLIK ŞİİRİ / SERHAT TUNCER![]() ÇILDIRMIŞ BATAKLIK ŞİİRİ
çıldırmak üzereyim.
selam diye dua ile çağırdığım nurlar, yerlerini değiştirdiğim gök pınarların, yıkılmaz sandığım dünya,ayan. gecelerinin her biri öyle zehir ki, fışkırıyor ellerimden sevgilimin dokunuşları kanıyor yaraları,hemde iftarı açmamış. bir ses.. bir nefesin ardındamıydı hayat? ölümle konuştuğum, diriyi anlamadığım o kabuslar. uh- diye inliyordu uykudan uyanırken beni önce korkutuyor,sonra ağlatıyor ama sonunda sevindiriyordu. nihayetinde bilinci kapanmıştı yatalak bir şiir yazmıştı ortasında üç buçuğun, dinliyordu müziklerinizi batar gemiler, dümenleri kırılır hayatının, ayaklarımı bir uzattım, ayaklarımı kırdın kadın. ne soğukmuşsun ve ne boğuk. -hadi bir çığlık daha fırlat. ben bir anlamsız. sen beni anlamamak için yaratılmış. ve ben artık değişmeyeceğinden habersiz. içim kıkırdıyor ulan,içim kıkırdıyor. organlarımın iflası gelmek üzere, gözlerime ani bir timsah tepmesi gözyaşı imgeleri,sürtük bir sayfadan sallanan şiir gibi. seni doğurduğum geceler şahit. öldürdüğüm akşam üstleri. duşlar, sevişmememizin üzerine aldığım kuşlar, pencere önüme artık uğramayan ve duruşlar yapa yalnız. aslında o kada bizsiziz ki yaşayamadığımız herşeyi, hayalle örtüştürüp fırlatıyoruz kara kulaklı, kara bataklıklara. Umut,Nerdesin? Çık artık ortaya ,Allah Aşkına. ALINTIDIR YOKLUĞUNDA ACIRIM / MURAT ŞAHİN |
|
|