ONUR's profileANDROMEDAPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    September 13

    CHAT ve AŞK

    </a

     
    İnternetin hayatımıza girmesiyle başlayan sanal kişilikler,  kendimizi ve reelimizde açıkca sergileyemediğimiz yüzümüzü yaşamamıza olanak sağlıyorsa da , yüzleşmelerimizi ve sorgulamalarımızı yaptığımız bir ortamdır aslında. Burda dikkat etmemiz gereken ; henüz bu yüzleşmeye hazır mıyız? İlk başlarda eğlenceli  gibi görünen , hayalini kurduğumuz ama hiç olamadığımız karakterleri üzerimize giyerek, kimi zaman bir doktor,kimi zaman bir iş adamı ya da manken yapıp kendimizi ama reelimizle hiç alakası olmayan bu şatafatlı  maskeyle , "sanal" diye adlandırdığımız bu yerde  belkide kanatlarımız varmışcasına uçarak ilerliyoruz. Öyle ki : geceleri hiç uyumuyor gündüzleri de iş yerimizde kendimize ait olmayan zamandan çalabiliyoruz.
     
    Sizi düşündürecek bir hikaye.....
     
    "Kendini göremeyen bir aynayım ben.."
     
     
     
     
    Windows XP  başlatılıyor.

                            Ceren oturumu açılıyor.

                            Bir yeni okunmamış posta iletiniz var.

                Her zamankinden farklı geçmemiş bir okul gününün ardından Ceren yeni mesajını okumaya hazırlanırken o an için hayatında yeni bir dönemin başlayacağının farkında değildi. Tanımadığı bir adresten gelen mesajı açma konusunda bir an tereddüt ettiyse de yeni mesaj tüm çarpıcılığıyla karşısında duruyordu.

                “Sanırım size aşık oluyorum.

                 Yarim olur musunuz ?

                                       Yağmur C.”

                Uzun süren okul arkadaşlıkları boyunca Semih, kendine bile itiraf edemediği içindeki Ceren aşkına yeni bir boyut katmayı planlamış , hep nasıl bir aşık olur diye merak ettiği dostu ile farklı bir yakınlık kurmak istemişti. Nasıl olmuşsa olmuş bir anda farklı bir kimlikle onun karşısına çıkmaya karar vermişti. Öyle ya onun her şeyini biliyordu. Onu sanal bir ortamda kendine aşık etmek çok kolaydı. Peki Ceren, aslında o olmayan ona aşık olunca ne olacaktı ?

    Ceren’den gelen cevap çok kısaydı:

                “Kimsiniz ?”

                Semih bir an için düşündü. “Kim olsam ?” Sonra sandalyesini bilgisayar masasına daha bir  yaklaştırdı.

                Durgun bir günün ardından başlayan bu gizemli mesaj trafiği, Ceren’in gitgide daha bir ilgisini çekiyordu.

                “Kendini göremeyen bir aynayım ben. Belki siz bana dikkatlice bakarsanız yansımam olursunuz. Belki dedim kendimi görebilirim sizde.

                Bir yağmurum çoğu zaman, kendini ıslatamayan. Belki yaklaşırsanız biraz altıma birlikte ıslanabiliriz.

                Kör bir ebeyim uzun zamandır. Belki de beni sobelersiniz.

                Sanırım size aşık oluyorum. Yarim olur musunuz ?

                                                                                                                                     Yağmur C.” 

                Semih elinde bakkal poşeti, içinde; iki bira, bir sigara ve ekmek ile eve dönerken başı önündeydi. Sabaha kadar süren Ceren Yağmur mesajlaşmaları ardından Ceren muhtemelen sabah uyanamamış ve okula gelememişti. Ona bunu nasıl yapıyorum ? Hiç olmayan biri için onun kafasını nasıl karıştırıyorum diye düşünse de bir an önce eve gidip o sihirli kutunun düğmesine basmayı, Ceren ile Semih olarak yaşayamadığı aşkı Yağmur’la yaşamayı istiyordu.

                Akşamdan kalma bulaşıkları lavabonun içine doldurup acele hazırladığı peynirli sandviçle bilgisayarının başına geçti.

                Windows XP  başlatılıyor.

                Oturum Açılıyor.

                Üç yeni okunmamış posta iletisi.

    Semih ileti olan diğer iki mesajı geçip, Ceren’in 15:30’da yolladığı uzunca gözüken cevabını açtı.

    Uykusuz bıraktın beni işte. Sabah kalkamadığım için okula gidemedim bugün. Yeni uyandım, aptal gibiyim. Bu mesajlaşma işini bir yoluna koymalıyız. Senin erken kalkmak gibi bir sorunun yok sanırım. Bu yıl da okulu bitiremezsem bizimkiler tefe koyacaklar beni. Edirne’de yaşıyor ailem. İşletmeyi kazandığımdan beri İstanbul’dayım. İlk sene yurtta kaldım. Sonra iki kız arkadaşımla birlikte bu evi tuttuk. Bankadan emekli babam, okulu uzantınca ben para yollama konusunda zorlanmaya başladı. Ben de part time bir iş buldum. Haftanın dört günü bir kitapçıda çalışıyorum. Of kafam kazan gibi. Hala uykum var. Zaten uykuda gibiyim uzun zamandır. Beni uyandırır mısın ?

                                                                                                                                  Ceren.”

    Nasıl da dürüst. Nasıl da gerçekleri yazıyor. Hem de hiç var olamayan birine. Bu kız bağlanacak Yağmur’a. Oyunları da sevmez. Yakında görüşmek ister. Bir şeyler bulmalıyım uzatabilmek için bu garip oyunu.

    “Senin geceyi yaşadığın saatlerde gündüzü yaşıyorum ben. Zaman farklı akıyor aramızda. Uzaklardayım, Amerika’da.  Sanırım arkadaşlığımız boyunca hep güneşim olacaksın benim. Doktoraya başlayacağım yakında. Gösterge bilim üzerine çalışıyorum. Özellikle masalların biçim bilimini araştırıyorum. Pamuk Prenses ile yakın ilişki halindeyim bu aralar. Ailem beni özlüyor, dönmemi bekliyorlar. Ben ne zaman dönerim, döner miyim bilmiyorum. Seni uykusuz bıraktığım için özür dilerim. Daha dikkatli olmaya çalışacağım. Bana kızma elimde değil…

     

    Ayna ayna söyle bana senden güzel var mı bu dünyada ?

                                                                                                                       Yağmur C.”

    Sokak kapısının açılma sesin duyan Semih, Yağmur karakterinden bir anda çıkıp, kendine döndü. İçeriden gelen seslere bakılırsa Fatih yalnız değildi. Demek yine kız arkadaşını getirmişti. Oldu olacak bu kız da bizimle yaşasın, zaten her gün bizde diye içinden geçirdi Semih. Alışamadım bir türlü bu kıza. Zehra  çok iş yapıyordu mesela. Hiçbir zaman ev, o dönemde temiz olduğu kadar temiz olamadı. Sibel de eğlenceliydi. Çok gülüyorduk.  Bu kızda bir donukluk var. Aslında sessiz de değil . Odalarına çekildiklerinde içeriden gelen sesleri düşündü bir an Semih.

    “Ne haber oğlum ? Evi korudun mu biz yokken ?” dedi Fatih kapıdan kafasını uzatıp. Semih yerinden kalktı. Her ikisine de merhaba dedi gülümseyerek.

    “Çay var. Yeni yaptım, koyun kendinize.”

    “Ben istemem” dedi Fatih. “Sen iç istersen Elif?”

    “Ben de istemiyorum.” Dedi Elif yüzünde aynı donuk ifadeyle. Fatih bu kızda ne buluyor acaba diye düşündü Semih.

    Ceren, henüz eve dönmemiş olan iki kız arkadaşını mutfakta çay içerek beklerken içi kıpır kıpırdı. Bu sefer Yağmur’u anlatmayacaktı onlara. Şimdi rahat vermezler, her mesajı okumak isterlerdi. Konsantresi dağılacaktı. Aralarındaki gizli büyüye kimseyi dahil etmek istemiyordu. Sadece Yağmur ve Ceren olacaktı bu ilişkide. Baş başa.

    Sonunda geldi. Rüya görmemişim dün gece. Yeni Posta İletisi. Yağmur C. Mesajın kızlardan önce gelmesi iyi oldu. Rahat rahat okuyayım. Hemen cevap yazmam. Önce biraz düşünürüm. Kızlara söyleyeyim, gece on ikiden sonra bilgisayar bana ait. Amma da yavaş açılıyor bu sayfa.

     

    Çayının son yudumunu içerken, Yağmur’dan gelen mesajı okumayı da bitirdi Ceren. Gülümsedi. Ben burada sayılarla boğuşayım, adam masallar üzerine okul okusun. Hem de Amerika’da. Zengin olsa gerek. Of tam da bana göre okul okuyor. Benim gibi masal hastası bir kızın karşısına çıkan adama bak. Ne şans ?

    Saat gece yarısını geçmiş, kızlar sonunda odalarına çekilmişdi.  Ceren, Yağmur ile baş başa kalabilmişti.

    “Benden güzel kız çok etrafta. Hele senin bulunduğun yerde kimbilir ne kadar güzeldir kızlar. Beni gerçekten nasıl buldun merak ediyorum. Hayır ortak arkadaşlarımız falan da olamaz. Sen dünyanın diğer ucundasın. Keşke ben de bir yolunu bulup gelebilsem oralara. Acaba mutlu olur muydum orada ? Kimbilir belki de çok farklı olmazdı orada da hayatım. İstabul’a gelirken de çok büyük umutlarım vardı. Ama hiçbir şey yapamıyorum burada. Okul, iş ve ev. Zaman öylece geçiyor gibi. Çok kıskandım seni. Demek masallarla uğraşıyorsun. Ben masallara bayılırım. En çok da ‘Üç Küçük Domuz’ masalına. Annelerinden uzaklaşıp, kendilerine yeni bir yaşam kurmak isteyen domuz kardeşlerin öyküsüne. Biri samandan, biri tahtadan, biri de tuğladan yapar evini. Hain kurt Rock samandan ve tahtadan yapılan evi, iki küçük domuzcuğun başına yıkar. Ama tuğladan evi yıkmaya nefesi yetmez. Tuğladan duvarlar örmeye çalıştım hep kendime. Yıkılmasın bir nefeste diye. Yavaş ol sallanıyorum.Ceren"

    “Öylesine dolaşırken internette bir cümlene rastladım senin. Ve takıldım peşine. ‘Ne kadar zıplayabilir ki insan. Ay çok yukarıda.’ Haklı dedim kimse zıplayamaz bu kadar yukarı. Belki dedim ben uydusu olabilirim bu aya ulaşmak isteyen ilginç kızın. Belki dedim ben ulaşabilirim ona, nefesim tuğla duvarlarını aşarsa.

    Mavi papatyalar yolluyorum sana. Takılsın bu gece uykuna.

                                                                                                                         Yağmur C.”

    Semih mesajı yazmayı bitirince bir sigara daha yaktı.Gözü açık duran televizyona kayarken içeriden gelen seslerin kesildiğini fark etti.

    Birazdan tuvalete kalkarlar. Sırayla. Önce Fatih sonra kız. Uzun bile sürdü bu gece. Kar nasıl da yağıyor, kaloriferi kapattılar herhalde. Soğudu biraz oda. Terliyordur onlar. Çırılçıplak. Yarın okula giderken bu üzerimdeki yün hırkayı da giyineyim. Bugün ki gibi üşümem. Ceren’in gözleri takılacak yine hırkama. Beğenmeyecek. Uyumuştur şimdi.

    Yerinden kalkıp pencereye doğru gitti. Oturmaktan bacakları uyuşmuştu. Cama yanaştığında daha bir üşüdü. Annesinin sıcak kollarına sarılır gibi sarıldı hırkasına. Çamura bulandı yalnızlığı geçip giden arabaların ardında bıraktığı tekerlek izlerini görünce. Sokak lambasının aydınlattığı kışa bir kere daha bakıp florasanlığı sessizliğine geri döndü.

    Kimbilir  kaçıncı kez seyrettiği, artık onda hiçbir uyarılma duygusu uyandırmayan filmi kapatmaya gittiğinde, ekrandaki kadın dudakları ıslak, iri memelerini okşarken eliyle ona gel diye işaret ediyordu. Kapanınca televizyon sessizlik bir kartopu gibi çarptı yüzüne.

    Cep telefonunu alıp yatağının üzerine oturdu. Gelen mesajlar; mesaj kaydı yok. * 123 #

    Kalan kontör 23. Telefonunu yanına attı.

    Hala bitmedi. Bu gece her zamankinden farklıydılar. Erken yattılar. Mutfakta da görünmezdim onlar için. Epey bir oynaştılar. İşte kapı açıldı. Tuvalete gidiyor. Birazdan kız da gider.

    Haftalardır süren Ceren Yağmur yakınlaşması gün geçtikçe artmış, duygularına söz geçiremeyen Ceren sonunda kendini bu apansız yağan Yağmur’a bırakmıştı. Gecelerini Yağmur’la geçiren biri olarak gündüz kurumakta zorlanıyor, ne okula ne de gerçek hayata adapte olabiliyordu. Onsuz zamanlarını da onu düşünerek geçiriyordu.  “Bana şunu dedi, akşama şunu sorayım, acaba şimdi ne yapıyor…” Yağmur, Yağmur, Yağmur… hep adını tekrarlamak istiyordu. Artık tek başına kaldıramıyordu bu düş yükünü. Biriyle paylaşması gerekiyordu. Kızlara söylemek istemiyordu. Rahatını kaçırırlardı. Birine anlatmalıydı. Yoksa çıldıracaktı.

    “Alo, ne haber Semih? Ne yapıyorsun ?”

    “Merhaba Ceren. Kantindeyim sen ne yapıyorsun?”

    “İyiyim. Görüşelim mi, laflarız biraz.”

    “Olur. Gel kantine.”

    “Yok okuldan çıktım ben. Hasırlarda buluşalım.”

    “Tamam geliyorum birazdan.”

    Semih elinde kitapları, deniz kenarına doğru yürürken üşüyordu. Yağmur’dan bahsedecekti Ceren. Peki Semih ona nasıl tepki verecekti. Kafası karmakarışıktı. Bunun bu kadar erken olacağını düşünmemişti. Demek özel duygularını paylaşacak kadar yakın görüyordu Ceren onu. Ama bu yakınlığın özel olmadığı sonucu da çıkardı bu düşünceden Semih. Gerçeği anlatsa Ceren’e. Ben Yağmurum dese. Çok mu kızardı Ceren ? Yoksa bu yeni bir başlangıç mı olurdu Semih ve Ceren için ? Ceren’i kaybedemezdi. Onunla bu kadar güzel geceler geçirirken, her şeyi bitiremezdi şimdi. Çok şey düşünüp, hiçbir şey düşünemezken Ceren’in yanına vardı Semih.

    “Hava çok soğul, keşke kapalı bir yere otursaydın.”

    “Üşümüyorum, nasılsın Semih?”

    “İyiyim, seni sormalı pek görünmüyorsun etrafta.”

    “Durumlar biraz karışık benim cephede.”

    “Dur, çay söyleyeyim de anlat.”

    Ceren; içilen üçer çay ve dörder sigaranın ardından Yağmur’la yaşadıklarının hepsini Semih’e anlatmış, üzerindeki düş yükünü biraz olsun boşaltmıştı.

    “Aşkınsın yani.” Dedi Semih.

    “Hep zıplamak istiyorum. Bazen de mideme yumruk yemiş gibi hissediyorum kendimi. Aşk bu ise evet aşığım.”

    “Bilmem” dedi Semih. “Ben pek aşk yaşamadım da. En azından karşılıklı bir şey yaşamadım. “ Başını denize çevirdi. “Ne olacak şimdi? Ne düşünüyorsun ?”

    “Bir şeyin olacağı yok. O uzakta ve gelmeye de niyeti yok.”

    “ Aşk biraz da dokunmak olsa gerek” dedi Semih. “ Sözcükler ile daha ne kadar devam ettirebilirsin ki. Gerçek hayatta, gerçek bir aşk yaşayabilirsin.”

    “Bizim Yağmur’la yaşadığımız da gerçek bir aşk. Senden bunu anlamanı beklemiyorum. Sadece paylaşmak istedim.” Dedi Ceren yüzünü asarak.

    “Şimdi karşına biri dikilse ve sana eliniz uzatsa. Onunla sokaklarda kolkola gezmek, birlikte denizi seyretmek varken eve gidip yazışmayı mı tercih edeceksin.” Dedi Semih Ceren’in gözlerine bakarak.

    “Ona aşık oldum.” Dedi Ceren Semih ile göz göze gelirken.

    Semih o gece bilgisayarını açmadı. Canı Yağmur olmak istemiyordu. Ceren’in gözlerini düşündü. Nasıl da parıldıyorlardı. Daha önce hiç görmediği bir pırıltı.

     

    Hep Yağmur’un yüzünden. Süslü püslü laflarla kandırdı kızı. Aşık etti kendine. Ceren beni görmüyor artık. Görünmezim ona artık. Tüm diğer kızlara olduğum gibi. Ben özelim diye bana anlatmadı Yağmur’u. Zararsızım ben. O yüzden beni seçti. Bir nesneyim sadece onun için. İçini boşalttığı bir kap. Kırılıp dökülmeyecek, onu kirletmeyecek bir kap. İstediğime ulaştım işte. Aşık ettim kendime Ceren’i. Kendime ? Ben Yağmur muyum ? Artık Yağmur olmak istemiyorum. Sahi Yağmur kim ?

    Semih o geceden sonra Ceren’den gelen mesajları yanıtlamadı. Endişe dolu ve sitemli mesajlar onu mutlu etmedi. Ev arkadaşı Fatih, yüzünde aynı donuk ifade ile dolaşan Elif’i eve getirmeyi sürdürdü. Semih florasanlı odasının penceresinden karların eriyip çamurlu bir suya dönüşüşünü seyretti durdu.

    Ve sonunda dayanamadı Ceren’in cep telefonuna kısa bir mesaj geçti.

    “Sana aşık olduğum için tüm bunları yaptım. Üzgünüm Yağmur benim.”

    Ceren, attığı tüm mesajlara cevap alamayınca Yağmur’u merak etmiş, Semih’e anlattığı, üçüncü bir kişiyi bu aşktan haberdar ettiği için büyüyü bozduğu gibi kendince olaydan bir sonuç çıkarmıştı. Saat başı mesajlarını kontrol etmenin dışında odasında bol bol gezinmiş, penceresinden eriyen karların beyazdan kahverengine dönüşümünü seyretmişti. Aşkın mideye yenen yumruk halini daha bir sancılı yaşamış,  Yağmur’a ulaşamamak onu tahmin ettiğinden fazla huzursuz etmişti. Her gece öyle düzenli konuşuyorlardı ki onu kaybetme gibi bir olasılığı düşünmemişti. Öyle olsa bir telefonunu alırdı. Uzak falan demez arardı şimdi.

    Kafasından geçen onca düşünce arasında cep telefonuna gelen mesajı gördü Ceren.

    “Sana aşık olduğum için tüm bunları yaptım. Üzgünüm Yağmur benim.”

    İlk okuyuşta mesajı algılayamadı Ceren. Gönderene tekrar baktı; Semih. “Üzgünüm, Yağmur benim.” Bu ne demekti? Yağmur, Semih miydi ? Oturduğu yerde öylece kalakaldı Ceren. Semih’in yüzü gözlerinin önüne bir gelip bir giderken Yağmur’dan gelen mesajlar hızlıca akıp gitti kafasından.

    Yağmur yokmuş, hiç olmamış. Şimdi ne olacak? Ben Yağmur’u istiyorum. Onunla yaşadığım o aşk dolu dakikaları bir daha yaşayamayacak mıyım? Gece yatağa yattığımda kimi düşünüp hayal kuracağım ben? Yağmur’suz günlerimi istemiyorum. Bitti mi her şey? Yağmur, Semih’miş. Semih nasıl yazabildi tüm bunları? Aslında konuşmayı beceremez, kekeler durur. Demek içinde bir Yağmur saklıymış. Yağmur gibi yazışmaya devam etse benimle… Artık olmaz, onun Semih olduğunu biliyorum. Bende eskisi gibi cevap yazamam ona. Üçüncü bir kişi bizi gözetliyor gibi hissederim. Ben hep Semih’le konuşmuşum. Kızlara anlatmadığım iyi oldu. Gülerlerdi şimdi bana. Kızlara anlatmadım ama ne yaptım, gidip Semih’e anlattım. Çok aptalım. Semih ne yaptı? O günden sonra Yağmur olmadı bir daha. Belki de olamadı. Semih bana aşıkmış. Onu seviyorum. O iyi bir dost. Ama beni kandırdı. Ama aşıkmış. Bende aşığım ama Yağmur’a. Ama Yağmur Semih’miş. Yağmur yokmuş, Semih yazmış hepsini. Bana aşıkmış…

    Ceren daha fazla düşünmedi. Bilgisayarının başına oturdu. Yağmur’un posta adresini yazmaya alışık olan parmakları Semih’in adresini yazarken zorlandı.

    “Seni nasıl göremedim Semih.

    Elimi uzatıyorum, tutar mısın?

                                       Ceren”

     

    Peki neden ?
    Yalnızlığımızı ve arzularımızı neden gösterebiliyoruz çoğu zaman. Ya asıl sorun kendimize olan güvensizliğimizse?
     
     
     

    Comments (2)

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    No namewrote:
    To the global wow gold the cheapest wow power leveling under the cheapest single-site!
    Sept. 11
    No namewrote:
    Welcome to enter (wow gold) and (wow power leveling) trading site, (Rolex) are cheap, (World of Warcraft gold) credibility Very good! Quickly into the next single! Key words directly to the website click on transactions! -138898293261233
    Aug. 11

    Trackbacks

    The trackback URL for this entry is:
    http://oyundepo.spaces.live.com/blog/cns!15DD9BA8F221EC54!187.trak
    Weblogs that reference this entry
    • None