ONUR's profileANDROMEDAPhotosBlogListsGuestbook Tools Help
BU SPACESLE İLGİLİ YORUMLARINIZI VE BENZER YAŞANMIŞLIKLARINIZI PAYLŞABİLİRSİNİZ..!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Comments (4)

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up

HAYAT...
 
Hayatın renkleri vardır demişimdir hep, kimine göre beyaz, kimine göre sarı, bir diğerine göre kırmızı.
Kendi rengim ne diye düşünmedim hiç, çünkü benim renklerim hep farklı oldu, sabah güzel bir güne uyanırken sarı,
öğleye doğru yeşil, öğleden sonra kırmızı, bazen pembe, bazen gri…
Siyahlarım da oldu elbet, ama renkleri hep sevdim, hep barışık oldum onlarla.
Alacalar mıydı ruhumu besleyen, yoksa renklerin inanılmaz cazibesi mi,
 yoksa mutluluklarım mıydı kendimce yarattığım,
ya da belki mutsuzluklarım bir şekilde bulmayı becerdiğim. ..
 
Bir gökkuşağı misali miydi hayat, yoksa tek bir tonlamada mı kaldım?
Kim bilir, kim bilebilir ki…
Kendim bile çözemeden nasıl anlatırım bunu sizlere,
belki de satırlarımda gizlidir okuyup anlamasını bilene,
yada mısralarımda, şiirlerimde, aslında çok paylaşmadığım.
 
Derlemeler mi beni ifade ettiğini düşündüğüm,
hani şu bulmak uğruna saatlerce araştırdığım,
yoksa ilhamlar mıdır, çeşitli biçimlerde içime doğmasını sağladığım.
 
Her ne ise, ne şekilde, hangi sebeple, onları çok seviyorum ben, hayatın renklerini de.
 
Yaşamak bu galiba benim anlayışımda, hayat bu sanırım bir şekilde,
acısı tatlısı, renkleri ve hatta renksizlikleri ile…
Yaşlanıyor muyum acaba diye düşünüyorum bazen,
bu farkındalıklara ermek için gerekli olan,
ya da ruhumun ihtiyacı olan buydu belki de.
Biriktirmek, gözlemek, öğrenmek ve yaşamak senelerce,
yaşadıklarını, görüp öğrendiklerini süzmek,
sonra,
sonra bir biçim vermek onlara, usta bir heykeltıraş misali.
 
Yok abartmayayım o kadar değil ama kendimce, çok kendimce şekillenenler...
 
Neden şimdi diye sormuyor değilim kendime,
hep düşünmüşümdür yazmayı, derlemeyi,
topladığım her şeyi bir yerlerde kağıda aktarmayı.
Tembellik diye tanımlamışımdır sonra içimdeki isteksizliği,
ama aslında çok iyi bildiğim gibi, zamanı gelmemiştir belki de.
 
Şimdi mi zamanı, şimdi hazır mıyım?
Kim bilir, yazıyorum işte,
kah dilimin döndüğü,
kah beğendiğim,
kah anlatabildiğim kadarı ile...
 
Hep başladığım zaman arka arkaya dökülmüştür satırlar, kelimeler,
konuşmayı sevmek gibi yazmayı da seviyorum belki.
Ama hep frenlemişimdir kendimi, ufacık bir es kesmiştir dökülenleri.
Böyle nice yarım kalmış yazılar,
nice tamamlanmamış mısralar.
 
Hayat da bu değil mi aslında sorarım sizlere,
hep bir yerlerde yeniden başlayıp, coşku ile yürürken,
bir şekilde durup dinlenmeyi, vazgeçmeyi seçmedik mi?
Hep engeller koyup, şöyle bir durup arkamıza bakmadık mı?
Yaşadıklarımızdan kendimize dersler çıkarıp, bir yerlerde bunları anmadık mı?
Tüm renklerine, tüm güzel ve kötü olan her şeye,
her şeye rağmen, yeniden başladık, yeniden yola koyulmadık mı?
Ne çok soru sorup, binlerce cevap üretmedik mi?
 
Öyleyse vazgeçmek doğamızda yok belki de,
bu dişlinin çarklarından biri olarak dönmeye devam,
alabildiğince dönmeye devam hayat,
seni yaşamaya,
seninle yaşamaya devam.
Varsa bir itirazın dikil karşıma,
koy engellerini,
koy tüm gücünü ortaya.
 
Ama şunu bil, ne yaparsan yap,
ne kadar engel koyarsan koy,
bildiğimi okurum hayat,
bildiğimi söyler,
bildiğim gibi alırım renklerini senden,
sen istemesen de…
 
19.02.2009
Feb. 24
ISLAK TOPRAK…
 
Hiç ıslak toprağa bastınız mı ayağınızı,
o anda irkildiniz mi hissettiğiniz soğukla?
Soğuk muydu içinizi titreten?
Yoksa fark etmek mi gerçeği,
soğuk gerçeği…

Garip bir benzetme belki,
gerçeklerle yüzleştiğim zamanlarda gelir aklıma hep,
ıslak toprağa çıplak ayaklarımla dokunuşum...
Aslında hiç irkilmem,
bilakis daha bir sert basarım,
çünkü soğukla beraber hissettiğim nem,
beni bir anda kendime getirir.
Yüreğimin yüzleşme esnasında kestiği kadar buz değildir bastığım yer,
gözyaşlarım kadar ıslak ve nemli değildir nedense,
öylece yürürüm,
her seferinde ayaklarım daha bir gömülür ıslaklığa,
düşünürüm…

Üstümde güneşin sıcak ışıltıları, pırıltıları yansır omuzlarımdan,
saçlarımda sıcaklığı hissederim, gözlerim kamaşır.
Ama bilirim bastığım toprak beni ayar, beni kendime getirir.
Düşünmeye devam ederim sessizce,
ne düşündüğümü bilmeden belki de.
Kendimle mi yüzleşirim böyle zamanlarda,
ruhuma mı inerim,
yoksa bir nevi kovmak mı kötülükleri bu eylem bilemem.
Ama öyle iyi gelir ki yürümek ıslak toprakta,
hissetmek her zerresini,
hissederek bastığım yerlerdeki tüm ayrıntıları.
Dikenler batar zaman zaman,
canım acır belki, ama ben yürümeye devam ederim.
Otların ıslak dokunuşları usulca yalar bileklerimi,
ürperirim, üşürüm hatta.
Bir yol hayal ederim o an, sadece benim yürüdüğüm,
sadece bana ait, gizli bir bahçede belki,
öylesi uzaklaşırım, öylesi sürerim o anın keyfini...

Gözlerim dalar boşluğa, kuş sesleri kulaklarımda,
kanat çırpışları özgürlüğe, çığlıkları sevinçle çınlayan.
Uçmak isterim o an onlar gibi, izlerim sessizce, takip ederim,
sanki uçmayı bana öğretebilirler gibi.
Şansım varsa dinlerim konuştuklarını, belki de alay edişlerini benimle,
usulca gülümserim,
bilmezler ki onları duyduğumu, söylediklerini anladığımı,
fark ettiğimi gerçekleri.
Öylece devam ederim çoğu zaman,
sessiz,
gülerken ağlarım,
kimse görmez akan gözyaşlarımı,
içime akarken, içimi dağlarken, ben bilirim gerçeği...

Rüzgarlara karışır saçlarım, özgürce salarım omuzlarıma,
her esintiyi her telimde hissederim,
dinlerim uzaktan gelen sesleri,
ardına katıp uzun mesafelerce sürüklediği sesleri,
o saçlarımı karıştırırken, ben dinlerim sadece.
Gözlerime kaçar bazen, o kadar hoyrat eser, kamaşırım,
iki damla yaş süzülür belki,
sadece bu akar gözlerimden, gerisini çekerim,
içime akıtırım sessizce,
çığlıklarım yüreğimde gizlenir,
kuşlar kadar özgürce dökülseler dudaklarımdan,
ne olur sanki?...
 
Ürperirim...
Belki yalnızlıktan belki de kuşatmalardan,
kah saçlarımda,
kah ayaklarımda hissettiğim esintilerden,
belki de yüreğimden geçenlerden...

Ayak izlerim kalır sadece bastığım topraklarda,
yürüdüğüm yolda,
bir sonraki yağmurla silineceklerdir bilirim.
Gizler beni topraklar,
onun için de severim belki ıslak oluşlarını,
ben silemesemde izlerimi yüreğimde, bilirim onlar siler izlerimi.
 
Toprak!...
Islak olmasan da,
zamanı gelince
beni iyice içine alacaksın bilirim,
karışacak saçlarım, bedenim,
eriyeceğim fasılalarla, yüreğime ineceksin zamanla.
Belki de sakladığım, senin bile alamadığın,
yok edemediğin izlerimi de sileceksin benden,
öylesi teslim olacağım sana.
Bedenimle, ruhumla, özümle...

22.02.2009
Feb. 24

.......

 

Kimsesiz bir gökyüzüne
Lâl bir dilin tüm sesiyle haykırması kadar sağır,
Karanlık sularda,bir âmânın gözlerini araması kadar kör;
Yani anlamsızlığa yeni anlamlar yükler gibi
Yalnızca yalnızlığa anlatıyorum kendimi

Çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda
Bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf
Her hece aklımın kabristanlarında yankılanan
Sahipsiz bir ölüm çığlığı,
Masumiyeti sesimde eskiyen…
Ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler
Ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara
Hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi
Yüreğimin sevda çukurlarında…
Hadi yâr kendini al gecelerimden
Al ve git!


Zaten bir uzak düştü benimki;
Ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı,
Şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken,
Ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek
Ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde
Hani meçhul bir izbede seninle el ele…!



Oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben
Bilmem hangi şehrin emanetçisinde
Ve senden habersiz,
Adından acılar türetiyorum şimdilerde…
Dilimin ucuna geliyorsun bir zaman
Yaşamak soruyorsun!
Yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda,
Dönüşsüz bir türkünün kambur sesinde yitip giden…!
Ve dinledikçe kendimi,
Kâbus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında…
Ben kaçmak isterken her şeyden
Gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim.
Sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer
Her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin


Ve bizden çok uzakta
Mevsim çömezi bir haziran
Sonbahara uyanır şehr-i İstanbul,


Gözlerinde bir mavi yangın
Ve saçlarından dökülür martılar
Üsküdar’da pasaklı bir deniz kızının
Sâhi martılar diyordu bir şair:
“Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”
Yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş
Yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan
Sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda
Bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası,
Yağmasın diye kulelerde saklanan..!



İşte böyle “can” dediğim:
Yetim çocuklar hüznünde
Kâhır yüklü gölgeme
Çokça sahiplik etmişken bedenim,
Yorgunluğun kıyısında
Hüzün olup işlenmişim ömür gergefine…
Çapulcu dillerin nazarında
Sevdaya zûl libaslar giyinen,
Uğursuzluk alâmeti koca bir hiç’miş adım…
Ötesi yok!


Gurbet yokuşu ağlamalar pazarında
İki damla gözyaşıymış bedelim
Ve soyunup benliğimden
Elem üstüne elem giyinmiş
Sana pervane yüreğim
Gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece
Hiç ses etmemişim
Meğer ne çok kedermiş
Gözlerinin içinde tutuklu kalmak..!



Lâkin sevmişim işte
Her şeyden ve herkesten öte
Sadece sevmişim seni…
Ama sen kendini sök düşlerimden
Sök ve git şimdi!



Yolların koynunda
Başımı yaslayıp ölümün yamacına
Bunca acıyla yoldaş olmuşken ben
Sen kaç benim kalabalığımdan
Ve bir intiharın şafağında
Sesini sil şiirlerimden
Olmasın dönüşü gittiğin yolun
Kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde
Sonsuz bir gidişle
Unutmalara aç yüreğini,
Yüreğini toparla yüreğimden
Cellat bayramı asılışlarda
Nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü
Ve zamana not düşsün akreple yelkovan
Yüzün kalbimin ortasında
Yalnızlık yazgısı yemin olsun
Ki belki arınıp mezar kalabalıklardan
Ben yine ben olurum…!
Yağmurlu bir gökyüzü akşamı



Hani olur ya!
Düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni
“Ziyan ömürler kucağında
Kendine has ölümler büyüten
Bir deli çocuktu” dersin…
Hadi git şimdi
Git ki gözlerine “ayrılık” değmesin…


Kahraman Tazeoğlu

Dec. 12
 
 

Düşlerimde yaşayıp bağlandığım sevdadan
Yaşanmamış mazide kalan anılardan
Kalbimin derinliğine yazdığım mısralardan
Geride bıraktığım
bir kaç damla gözyaşı
Dudaklarımdan dökülen her ayrılıknağmesinden
Mutluluğa adadığım bir buruk tebessümden
Hazan yaprağı düşmüş sonbahar mevsiminden
Geride bıraktığım
bir kaç damla gözyaşı ..
uzun süredir bakmamıştın spacenize. bugün fırsatım oldu,yemlemişsiniz  ve yine harika olmuşş a.e.o
Nov. 27